Bir yılı daha geride bıraktık. Açıkcası kendi adıma konuşmam gerekirse bu yılın nasıl geçtiğini ben hiç anlamadım. Geçtiğimiz yılda dönüp neler yaptığıma baktığımda kendimle gurur duyuyorum.Bir çok sinema bir çok kitap ve bir çok tiyatro oyunuyla dolu bir sene geçirdim.Ve bunlardan favorim olanları sizinle paylaşmak istedim.Gelin hep beraber 2017’de benim en beğendiğim etkinliklere bakalım.Belki siz de hala izlemediyseniz, okumadıysanız önerilerimden faydalanabilirsiniz.

Sinema:

2017’de fazlaca film izledim.Ve size önerebileceğim çok fazla film olduğuna eminim. Sizde hala izlemediyseniz bir göz atın derim.

-Dunkirk: Cristopher Nolan’ın yönetmenlik koltuğuna oturduğu bir film.Şahsen ben izlediğim bütün Nolan filmlerinin hayranıyım. Bu filmde beni şaşırtmadı.Yalnız medyada gösterilenden biraz daha farklı. Filmin konusuna gelirsek Dunkirk kıyalarında yapılan 2.dünya savaşından bahsediyor. Yalnız filme savaş odaklı gitmeyin. Çünkü savaş sahneleri hiç denecek kadar azdı. Fakat filmdeki karakter analizleri beni o kadar etkiledi ki bu filmi favorilerime koymadan edemedim. Daha çok psikoloji odaklı bir film olmuş diyebilirim hatta. İzlemediyseniz mutlaka izleyin derim.

Beauty And The Beast: Bu filmi favorilerime koymamın en önemli nedeni benim büyük bir Disney hayranı olmamla alakalı olabilir. Fakat filmi ilkizlediğimde gerçekten büyülenmiştim.Küçüklük hayallerimin hepsi bir filmde birleşmiş gibiydi. Oyuncu seçimleri o kadar harikaydı ki. Özellikle Emma Watson beni kendine yine hayran bırakmayı başardı. Dizideki kostümler ve mekan seçimleri de bir o kadar başarılıydı. Görsel bir şölen gibiydi adeta. Boş vaktinizde kesinlikle bir bakın.

-Ayla:Evet gelelim herkesin ağzından düşürmediği muhtemelen hepinizin izlemiş olduğu filme.Biliyorum herkes izlemiştir ama yine de burada yer vermeden edemezdim.Uzun zamandır bir filme bu kadar çok ağlamamıştım diyebilirim. Filmin konusu Kore Savaşı ve Türk askerlerin Kore’de yaşadığı olaylar ile alakalı. Öncelikle o küçük kızın tatlılığı. Sinemadaki herkesi kendine hayranbıraktığına %100 eminim.Filmle ilgili tek hoşlanmadığım şey bazı sahnelerin gereğinden fazla uzun olmasıydı. O da bu güzel filmin tuzu biberi diyerek sözümü sonlandırabilirim sanırım.

-Murder On The Orient Express: Kendi adıma konuşmam gerekirse gizemli filmleri çok severim. Filmde bulmacalar olması beni filme daha çok bağlar ve genelde hiç sıkılmam.Uzun zamandır bu şekilde bir film arıyordum. Sonra Agatha Cristie’nin romanını filme çevirdiklerini görünce bir heves sinemaya koştum. Ve kesinlikle seçimimden pişman olmadım. Gerek oyuncuları gerek olay örgüsü beni filme bağlamakla yetmiş ve artmıştı bile. Filmde Doğu Ekspresi Treninde işlenen bir cinayet ve onun devamında süre gelen olaylardan bahsediliyor. Gizem çözmeyi seviyorsanız ve izlerken filmin içine girip kendinizi o filmin bir parçası hissetmek istiyorsanız bu filmi kesinlikle önerebilirim.

 

Dizi:

Bu sene bir çok dizi de keşfettim.Ekranın başından ayrılamadım diyebilirim.Önereceğim dizilerin bazıları hala devam ediyor bazıları ise ne yazıkki sona erdi.Gelin şöyle bir göz atalım isterseniz.

-Unabomber: Açık ara en hızlı izlediğim dizilerden biri. Dizi o kadar kusursuz işlenmiş ki bölüm bittikçe yenisini açmak istiyorsunuz. Dizinin gerçek hayatla bağlantısı olması sizi diziye daha çok bağlıyor. Tek kötü yanı maalesef 1 sezon olması.Ama vakit geçirmek için birebir. Dizinin konusundan bahsetmem gerekirse Amerika’da terörist sayılan ve yakalanması farz olan bir bombacının hikayesini anlatıyor. Kesinlikle ama kesinlikle izlemenizi öneririm. Pişman olmayacaksınız.

-Modern Family: How i met your mother,friends gibi iki diziyi bitirdikten sonra onların kıvamında bir dizi arıyordum. Böyle yemek yerken ya da boş vakitlerimde açıp izleyebileceğim fazla kafa yormayan,absürd komedi olan bir dizi. Bir gün internette dolaşırken karşıma Modern Family çıktı. İlk bölümünü izledim ve ondan sonra kopamadım bu diziden. Dizideki olaylar o kadar absürd ama bazıları da o kadar yaşamın içinde ki kendinizi karakterlerle bir tutabiliyorsunuz bazen. Dizinin konusu 11 kişilik bir ailenin,aile dediğime bakmayın ilişkiler baya karışık aslında, gün içinde yaşadığı komik olaylar. Dizinin en güzel yanı ise 20 dakikacık mini mini bir dizi olması aslında.

Girlboss:Bu da kısa süren dizilerden biri.Ama çok daha fazla tutması gerektiğini düşünüyorum.Konu çok güzel.Dizinin oyuncuları da çok başarılı.Dizinin konusuna gelirsek,bir kızın sadece eski bir ceket alarak daha sonra kendi internet satış imparatorluğu kurması diyebiliriz.Bu dizi ile alakalı daha da güzel bir detaya gelirsek dizi gerçek hayattan alınmış.İnternete yazarsanız bulabilirsiniz.Ben bu diziyi izledikten sonra kendi kendime “Neden olmasın ki?” sorusunu sormaya başladım.Ve aklıma bir sürü çılgınca fikir geldi.Onları gerçekleştirmek için de çalışmaya başladım.Sizde bu diziyi izleyerek ilham bulabilir ya da özgüven kazanabilirsiniz bence.Çünkü hiçbir şey imkansız değildir.

-Black Mirror: Bu diziyi en sona koydum.Aralarındaki en derin dizi diyebilirim. Ben bu dizinin her bölümünden sonra kendimi düşüncelerime kaptırıyorum. Dizi ile alakalı bilgi vermem gerekirse;dizi gelecekte geçiyor. Gelecekte bizi bekleyen senaryoları diziye dökmüşler aslında. Dizinin bir ilginç yanını daha söylemem gerekirse,dizide belirli bir oyuncu kadrosu yok. Dizinin her bölümünde farklı oyuncular oynuyor. Kesinlikle göz atmanız gereken bir dizi olduğunu düşünüyorum. Çünkü her izlediğim bölüm beni şöyle bir silkeleyip kendime getiriyor. Gözlerimi biraz daha açmamı sağlıyor aslında.Bir bakın derim.

Kitap:

Doğruyu söylemek gerekirse bu sene favorilerime giren çok kitap olmadı. Belki de ben doğru kitabı bulamadım bilmiyorum ama yine de okuduklarımdan bir kaçını sizinle paylaşmak isterim.

-Simyacı:Bu sene tekrar raflarda görünce hem okumadığımdan hem de merak ettiğimden kitabı aldım. Beni kendi içine o kadar çekti ki bitirmem 1 hafta bile sürmedi.İçinde çıkarılması gereken çok fazla ders var. Umutlar,yolculuklar,mutluluklar. Kitabın içinde geçen altın sözcüklerden sadece bir kaçı.Kitap aslında bir çeşit nasihatname niteliğinde yazılmış. Eminim ki okuduğunuzda kendinizden bir parça bulacaksınız.

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu: Bu kitap beni en çok etkileyen kitaplardan biri olabilir. Olay örgüsü o kadar güzel işlenmiş ki. Yazın tatilde güneş altında bitirdiğim kitaplardan biri bu kitap. Tam tatil kitabı aslında hem incecik hem sürükleyici. Kitabın kahramanlarını yazılan uzunca bir mektupla anlatmış Stefan Zweig. Betimlemeler ve duygu geçişleri o kadar başarılı ki üzerine diyecek bir söz bulamıyorum gerçekten.

Sineklerin Tanrısı:Bu kitabı okulda bir derste okumamız zorunlu olduğundan dolayı edinmiştim. Kitabın konusuna gelirsek günümüzde bir atom savaşı sırasında, ıssız bir adaya düşen bir avuç okul çocuğunun, geldikleri dünyanın bütün uygar törelerinden uzaklaşarak, insan yaradılışının temelindeki korkunç bir gerçeği ortaya koymalarını dile getirir. Bir topluluk meydana getirmenin acı gerçekleri göz önüne serilmiş kitapta. Ne kadar öteye gidilebileceği gösterilmiş çocukların belkide. Kesinlikle alıp okumanızı tavsiye edeceğim kitaplardan biri bu da.

2017’nin önerileri de bu kadar. 2018’de umarım bol kahkahalı,bol kitaplı,bol filmli geçer.Hepinize musmutlu yıllar.Olabildiğince mutlu ve umutlu kalmanız dileğimle

 

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar

Yorum Yazın