tuce1-837x558
Bazen nereye diye sormazsınız, ben de geliyorum der ve gidersiniz. Tam da öyle bir andı ve ben kendimi birkaç dostumla Afgan Kampında buldum.

Bir Afgan Kampı’na gittiğimi arkadaşıma hava durumunu sorduğumda fark ettim. “Burada durum biraz farklı Tuğçe. Üstünü saran, dar, açık, kısa kıyafetler getirme. Mesela kızlar ve erkekler ayrı ayrı yemeğe gidiyorlar. Aralarında çok muhabbet yok ama iyiler korkma. Hepsi çok tatlı, sadece belli mesafeler var ”. Mesajı okuyup kendime geldikten bir süre sonra kamp kurallarını defalarca okudum. Okudukça korktum, korktukça koşa koşa oraya gitmek istedim. Düşünsenize! Daha önce karşı cins ile hiçbir aktivite yapmamış, denizi görmemiş, eline top almamış, “conflict” kelimesini Taliban ile açıklayan çocukların yanına gidiyordum. Sonra hepsinin teker teker kardeşim olacağını bilmediğim güzel Afgan çocuklar.

Bir ay süren kamp programımızda liderlik, takım çalışması ve çeşitli sporlar vardı. 17 yaşından beri çocuklara koçluk yapan ben için sıradan gözükse de eline top almamış, spor kıyafeti bile olmayan çocukları görünce farklı hissettim. Ne biliyorsam onlara da öğretmek istedim! Hayatlarını değiştirmeye söz veremezdim belki ama ben ve benimle beraber orada olan arkadaşlarım onların dünyalarını değiştirebilirdik. Değiştirmeyi de denedik. Biz bildiğimiz her şeyi onlarla paylaşırken inançlarından da asla taviz vermediler. Futbol maçını yarıda bırakıp sahanın yanında namaz kıldıkları da oldu, kız-erkek hep beraber cumaya gittikleri de. Bunu oradayken her zaman inançları için yapmadıklarına eminim. Bazen Afganistan’a geri dönecekleri gerçeğini düşünerek yaptılar bazen de ayıplanmaktan korktular. Tıpkı bir kampçının cuma namazı kılmadığım için beni ayıpladığı gibi. “ İslam’ın 2. şartıdır Tuğçe Koç, nasıl cuma namazı kılmazsın?” Ben bu soruyu hiç cevaplamadım.

 

tuce4-574x765Diğer koç arkadaşlarım gibi umut olmak ve bildiğim her şeyle dünyalarını değiştirmek için 10 gün gibi kısa süreliğine bulunduğum kampta 60 çocuk dünyamı değiştiriyor ve dünyanın gerçeklerini yüzüme vuruyordu. Bir toplantıda “Arkadaşlar, buraya çocuklar belki bir daha Afganistan’a dönmeyiz diye geliyor olabilir. Onları hayatta daha çok fazla şansları olacağına ikna edin.” denildiğinde sanırım en sert darbeyi yedim. Bizler ne şanslıydık! Bunu yemek masasında Ramin’in yanına oturduğum akşam bir kez daha anladım. O gün Ramin “Tuğçe Koç, arkadaki kız çok güzel değil mi? ” diye sorunca boş bulunup “Kızla konuşsana Ramin! Çok güzel sahiden” dedim. Çok büyük bir hata yaptım çünkü Afganistan’da bir kızın güzel olması, bir erkeğin dikkatini çekmesi o kızın suçu. Kızın başını yakabilirdim ama Ramin’in nişanlı olduğunu ve nişanlısını hiç görmediğini öğrenince zaten şaşkınlığımdan ne kızın başını yakacak ne de Ramin’e söyleyecek kelimem kaldı. Aklım uçtu gitti. Arkamdaki kızı

güzel bulup yemeğime devam ettim. Onların artık alıştığı ama benim hala alışamadığım şeyi yaptım; kabullendim. Bir şeyleri kabullenmek, olanlara isyan edememek ve bazı şeylere gücünün yetmemesi en zor!

Aynı toplantıda kızların çoğunun 2 yıla evleneceklerini öğrenmemden hemen sonra Soraya ile tanıştım. Kampa gelmek için girdiği sınavları, sınıfında birinci olduğunu, babasını, babasına karşı annesi ile birlikte verdiği mücadeleyi gözleri dolu dolu anlattı. Anlatırken benden daha güçlü ama 14 yaşında benden daha yorgundu. Ellerini tutup ona “Savaşıp yapabilirsin Soraya, üniversiteye gidebilirsin. Babanı ikna edebilirsin” dediğim günden sonra ne zaman umutsuz ya da mutsuz hissetse yanıma geldi. Ben kamptan giderken de sanırım en çok o ağladı.

60 Afgan çocuk ile geçirdiğim 10 günü hiçbir kağıda sığdıramam. Kardeşimden bile küçük bir çocuk, sırf karşı cins olduğum için eğitmeni olmama rağmen bana dokunmadığında tanıştığım adaletsizlikle sizi tanıştıramam. Ellerimizin küçük ama en umutsuz insana bile “yanındayım” diyebilecek kadar güçlü olduğunu size hissettiremem. “Seni hep gülümseyerek hatırlayacağım Tuğçe Koç” diyen bir çocuğa gülümsemenin beni nasıl zengin hissettirdiğini size gösteremem. Şimdilik sadece bana yazdıkları onlarca mektuptan biri ile size son sözlerimi söyleyebilirim.

Dear Toache Coach,

Thanks for all things. I am so happy and lucky that meet with you.

You are the best and unique, and you know something you are my beautiful queen and
princess.
Now you are going to university and I am really missing you.

You are more than a sister.I will not forget you and I will not forget your advise: BE STRONG,
WORK HARD, BE HAPPY, KEEP SMILE!

I love you
Soraya

Hep mutlu olsunlar, sağ olsunlar ve hem duaları hem de hayatlarıyla dünyayı değiştirmeye devam etsinler.

 

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar

Yorum Yazın