Planlamak, planlamak ve planlamak…  Gerçekten hayatımın son 2 senesini özetlemek için bu kelimeyi yalnızca bir kez kullanmamın yeterli olması mümkün değil. Son iki senem okul bittiğinde hangi yüksek lisans programına başlayacağıma karar vermekle, burs aramakla, “sop” yazmakla, referans mektubu istemekle, GPA’yi yüksek tutmaya çalışmakla geçti ve evet istediğim okuldan kabul aldım. Ancak, öğrendim ki gerçekten ne kadar plan yaparsak yapalım küçücük, sizin fark edemediğiniz unsurlar tüm planı alt üst edebiliyor.

Evet, UChicago’dan kabul aldım ve kabul mektubumda yazmamasına rağmen benden vize belgelerimi almadan önce TOEFL’dan totalde 104 (her bölümden 26 olacak şekilde) almamı istediler. Daha önce çalışmadan 100 aldığım ve sonrasında 6 aydır İngilizce konuşarak yaşadığım için başta bunu hiç dert etmedim. Hatta o kadar önemsizdi ki; dert ettiğim şeylerin bununla en ufak bir ilgisi yoktu. Yaz boyunca TOEFL’a 3 kez girdim ve sırasıyla totalde 10bahar_20-100 ve en son 103 (evet gerçekten 103) aldım ve Chicago’ya bu sene gidemedim. O an neler hissettiğimi size anlatamam. Yani sanki Dünya’da başka dert yok, en kötü şey de benim bu sınavdan 103 almam. Nasıl ağlamalar, ama nasıl yani. Şimdi diyorum ki “Kızım sen manyak mısın ? Ne gerek var!” Bazen öyle hedefler koyuyoruz, onu kendi içimizde öylesine benimsiyoruz ki, asıl hedefi unutuyoruz. O asıl hedefe gitmek için sanki tek yol varmış ve o yol olmadı zaman “bittik” diyoruz. Bunu demeyen ve sakin kalabilip yola anında devam edebilen insanlara hayranlığımı anlatamam size.

Evet gidemedim ve hissim başta tamamen şu idi “Şu an ben mezun ve işsizim.” Hayatımda kendimi bu kadar değersiz ve başarısız hissettiğimi hatırlamıyorum. Bunları yazmak da çok kolay değil ama bence herkes bazen bu hislere kapılıyor ve bunu beni anlayabilecek insanlarla paylaşmak güzel. İnsanız biz! Sonra birkaç gün sakin kalmaya çalıştım. Yani ama sakinlikten kastım, “2.gün ben ne yapacağım, işe mi gireceğim bir araştırma mı bulacağım?” sorularıyla uyumaya çalışıyorum falan. Tanıdığım, güvendiğim herkese mail attım sanırım, fikirlerini almak için. Sonunda gece yatakta uyurken telefonumdan Google’a şunu yazdım; “gender research Turkey”. Ta-taa; Kadir Has Üniversitesi’nin Gender and Women’s Studies Research Center internet sitesiyle karşılaştım. Önce bir üzüntü hemen tabi, olmazsa olmaz. Staj programına başvurular bitmiş. Daha sonra merkezin direktörü Mary Lou O’Neil’e mail attım. Kendimi tanıttım, ne yapmak istediğimi, yaşadıklarımı ve bir şekilde ekibin parçası olup olamayacağımı sordum. Çünkü hala biliyor ve istiyordum ki; ben akademide devam edeceğim. Mary 2. gün dönüş yaptı ve görüşmeye davet etti. Mary ve merkezde tanıştığım birbirinden harika kadınların hayatıma girmesi bu spontane gelişen senemin ilk hediyesi oldu. Merkezde Rosa, Frida, Namalie ve Antonija ile tanıştım. Kendimize “United Nations of Mary Lou” ismini koyduk. Herkes o kadar içten ki, kendimi oraya ait hissetmemek pek mümkün değildi.

Çok kısa sürede kendimi onlara çok yakın, merkezi de evim gibi hissetmeye başladım. Orası kurtarıcı kalem olmuştu. İstediğim şeyi yapıyordum ve en önemlisi beni anlayan insanlarla beraberdim. Her şey bu kadar mükemmel miydi? Hayır. Birincisi, en yakın arkadaşım diyebileceğim erkek arkadaşım Dünya’nın öbür ucundaydı. Ben ise son 2 senemi uğruna çalışarak geçirdiğim hedefe ulaşamamıştım. Ne yapacağıma karar veremediğim için aynı anda iki yerde çalışmaya başladım. Sonunda akademide kalmak istediğime tekrar emin olmuş oldum.

Bu noktada 2 seçeneğim vardı; ya karaları bağlayıp vazgeçecektim ya da bu seneyi en güzel şekilde geçirebilmek için çabalayacaktım. Ben çok çabuk yıkılırım ama öğrendim ki, çok da çabuk toparlayabiliyorum. TOEFL’dan ilk girdiğim sınavdan çat diye 109 aldım. Gecenin 3’ünde sonuç açıklandığında kalbimin ağzımda atmasıyla abimi uyandırıp “109 aldım!!” demem de baya komikti. TOEFL’dan bu puanı almamda da yine planlamadığım bir şekilde tanıştığım Rızwan’ın yardımı sayesinde oldu. Rızwanla da yazın son girdiğim TOEFL sınavında tanıştık (evet o 103 aldığım) ve bana o gün “ Umarım gerek kalmaz, ama eğer ki alamazsan bana yaz.” demişti. Ben de yazdım ve gerçekten çok ama çok yardımcı oldu.

bahar_3Bu arada kontrol manyağı Bahar bu sefer işini şansa bırakır mı? 6 okula 4 tane de bursa başvurdum bu sefer. Hayırlısı, sonuçlar 1 ay içinde belli olacak. O başvuru süresi de deli işiydi, bazen “Nasıl yaptım?” diyorum. Burada da küçük bir dua edelim, kabul gelsin diye :)

Bu arada bir noktada erkek arkadaşım Çınar’ı görmeye Kore’ye gitmek istiyordum. Sonrasında, Çınar ile konuştuk “Yahu Kore soğuk olur biz nerede buluşsak?” diye. Tayland olur mu, çok mu pahalı derken biz biletleri aldık. Anne-baba şaşkın tabi ama bir şey de demiyorlar. Tamam kızım sen istiyorsan git, sen ne yapacağını bilirsinlerle ben Bangkok’a uçtum, kalbim ağzımda. Çok güzel geçti! Sıfır hayal kırıklığı ve full motivasyonla beni uğurlayan Çınar, uçakta yanıma benim Hindistan’a gitmemi sağlayacak olan kadının oturacağından habersiz beni yolcu etti. Bu arada Koh Lanta’dayken “Ye, Dua et, Sev” filmini izlerken ben şöyle bir cümle kurmuştum “Ben Hindistan’a gitmek istiyorum!”. Phuket’teyken de Çınar bana “Ya sen gönüllü çalışsana bir daha ne zaman böyle bir vaktin olacak!” dediğinde benim nasıl gaza geldiğimden habersizdi sanırım.

Velhasıl ben daha Tayland’dan döndüğüm akşam annemlere ben Hindistan’a gidicem dedim. Babam sakin kalmaya çalışarak ve herhalde içinden “heveslendi şimdi, herhalde iki güne geçer” diye düşünüyordu. Annem de espriye vurdu “Yahu niye geldin o zaman?” diye. Abim benden daha cesaretli olduğundan “Aferin sana, git, sonunda akıllandın!” dedi. Şimdi ben haftaya perşembe AIESEC programı ile Hindistan’a gibahar_4diyorum. Çalışacağım proje “Project Mulan (Women Empowerment) Phase 2 at Maharashtra Mahila Parishad”.

Yazı yazmayı oldum olası çok sevmişimdir, bir yerde paylaşmasam bile kendi kendime hep yazıp durdum. Bu yazının hiçbir yerini okumasanız bile burayı okumanızı çok isterdim. Ben her şeyi planlamaya çalışan bir insandım ve hala da tamamen değişmeyi başardığımı söyleyemem. Bu senenin başından beri yaşadıklarım bana gösterdi ki, planlarınız tuttuğunda sizi şaşırtacak, hiç beklemediğiniz bir fırsatın karşınıza çıkma ihtimali çok daha az. Tam tersine, belirli bir yolda değilseniz önünüze çıkan her türlü fırsatı değerlendirme ihtiyacı duyuyorsunuz. Hayranı olduğum “Masal Terapi” kitabının yazarı Judith Liberman’ın bir etkinliğinde anlattığı masaldaki gibi “Bazen eve giderken hiç gitmediğiniz ara sokaklara sapın.” İşte bu yazı tam da o ara sokaklarda dolaşırken yazıldı!

 

Yazar Hakkında

Koç Üniversitesi Psikoloji ve Sosyoloji öğrencisi, akademide kalmaya meraklı, ayakları yere basan bir hayalperest.

İlgili Yazılar

2 Responses

Yorum Yazın