İster eğitim ister çalışma hayatında yapılacak işler listeleri, üretken olmak ve görev yönetmek konusunda pek çok insanın kullandığı biricik yöntem. Fakat günlük hayatın bir parçası haline gelmiş bu yöntem gerçekten üretkenliği artırıyor mu yoksa yapılacak işlere bakış açımızı farklı bir boyuta mı taşıyor?

Sıradan bir ofis çalışanının günlük rutininde, çalışmaya başlamadan önce mutlaka bir yapılacaklar listesi hazırlamak var. Böylece gün boyunca yapması gereken ufak veya önemli tüm işler elinin altında oluyor ki hem hedeflerine ve son teslim tarihlerine bağlı kalsın hem de işlerin arasında ufak detayları atlamasın. Fakat bu insanların çoğu öğle arasına kadar hedeflediği işlerin yarısını bile bitiremeyerek günün geri kalanını suçluluk hissiyle tamamlıyor. Yine de yapmaya devam ediyoruz çünkü listeye eklenen her madde tamamlanmasa da en azından kafamızı toplamamıza ve bir kaç işi tamamlamamıza yardımcı oluyor.

Peki bu listelerin kullanışlı olduğu kadar üretkenliği öldürmesi neden kaynaklanıyor?

Bunun ana sebeplerinden biri listeleri hazırlarken gerçekçi olmayan hedefler ve süreler belirlememiz. Listeyi tamamlamak için belirlediğimiz sürelerde çoğu zaman bir robot gibi aralıksız çalışabileceğimizi düşünüyoruz. Ancak beynimiz işler arasında bu kadar hızlı geçiş yapamıyor. Bazen fark etmesek de yaptıklarımız üzerine düşünüp yorumluyor veya arada sindirmek için durmaya ihtiyacı oluyor. Bu süreçte hızlıca başka bir işe başlasak dahi kafamız önceki konularda kalabiliyor ve bu konsantrasyonumuzu dağıtıyor.

Bir diğer nedeni ise günlük hayatın koşuşturmacası. Listeleri hazırlarken üretkenliğin hevesi, sabırsızlığı ve son teslim tarihlerinin telaşıyla tamamlamak istediğimiz her şeyi art arda sıralıyoruz fakat günlük hayatımız ve diğer insanlarla iletişimimiz planlarımızı bölüyor. Özel hayatımızda yaşadığımız olumlu veya olumsuz herhangi bir olay, iş yerindeki etkileşimlerimiz, kişisel ilgi alanlarımızdaki gelişmeler gibi pek çok etken listeleri tamamlamanın önüne geçebiliyor. İlk hevesle doldurduğumuz maddeler çığ etkisiyle gecikmeye başladığındaysa paniğe kapılıp sonunda adeta o küçük maddelerden kaçar hatta korkar hale geliyoruz. Bu durum ise bizi yapılacaklar listelerinin en önemli özelliğine getiriyor: listelemenin kendi içindeki çelişkisi.

Aynı durum çalışmayan insanlar için de geçerli.
Yapılacaklar listesini sık kullananlar için sevdiğimiz bir arkadaşımızı aramak gibi sosyal aktiviteler de bu listelerin parçası olabiliyor. Aslında sorumluluklarımız arasında kaybolmasını istemediğimiz; kendine zaman ayırmak, sevdiği birini aramayı unutmamak veya hobilerini düzenlemek gibi çok masum amaçlara hizmet edebilen listelerde kenara yazdığımız her konu anında “yapılması zorunlu bir iş” haline geliyor ve hevesimizi öldürüyor. Bu yüzden erteleme eğilimlerimiz de artıyor ve yapmak istediklerimiz imkânsız gözüküyor. Hatta öyle bir hale geliyor ki yapmak için heyecanlanıp “unutmayayım da bir ara yapayım” dediklerimiz bile kafamızda iş olarak belirlendiği an bir daha asla yüzüne bakılmayan projeler olarak kalıyor.

Peki bu çelişkiden nasıl kurtulabiliriz? İşlerimizi düzgünce planlayıp kendi kendimize zorlaştırmadan yapmak ve bu sorumluluklar arasında gerçekten istediklerimizi unutmayıp hevesimizi kaybetmeden devam edebilmek mümkün mü?

Sorunun bu kadar uzun ve karışık görünmesi aslında sorunumuzun kendisi gibi gözüküyor. Çözümü özetlemek gerekirse; yapılacaklar listeleri üretkenlik yönetiminde etkili bir yöntem sayılsa dahi uzun uzun listeler hazırlamak yerine küçük notlar almayı ve bu notları alırken de gerçekçi davranarak halledebileceğimizden fazlasını yazmamayı unutmamak gerekiyor. Bunun için sadece kendimize karşı samimi ve adil davranmamız yeterli. Belki alışkanlık kazanmak için yapışkan kağıt gibi dar alanlı notlarla kendinizi sınırlayabilirsiniz.

Hedeflerinize ulaşırken heveslerinizi unutmayın!

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar

Yorum Yazın