Okyanusun ortasında küçük, egzotik bir ada. Tatilde değilsiniz, o ada sizin eviniz. Toprağından, denizinden sağlıyorsunuz geçiminizi. Komşularınız da öyle. Hindistan cevizleriyle, balıklarla geçiyor günleriniz. Şimdi iklimler değişiyor, sular yükseliyor. Adanız batmaya gün sayıyor. Nereye gideceksiniz?

İklim değişimiyle ilgili genelde duyduklarımızdan farklı bir senaryo. Hikayenin kahramanları bizden farklı, bizden uzak, sayıca da az olunca; sorunları haberlere pek taşınmıyor. Ama modern dünyanın sebep olduğu iklim değişiminin etkisi, en çok o küçük adalarda görülüyor. Bir zamanların tropikal cennetleri, yaşanılabilir olmaktan hızla uzaklaşıyor. Yıllarca okyanusun ortasında kendi halinde yaşayan insanlar; şimdi kuraklıkla, susuzlukla, şiddetli fırtınalarla, yükselen deniz seviyesiyle mücadele ediyorlar. Hatta artık yaşanamaz hale gelen evlerini bırakıp gidecek bir yer arıyorlar. Onlar iklim mültecileri!

Aslında resmi olarak böyle bir tanım yok. O insanlar, bırakın iklim mültecisi olarak adlandırılmayı, içinde bulundukları şartlar ile Birleşmiş Milletler’in 1951 Mülteciler Sözleşmesi’ne göre mülteci sınıfına bile girmiyorlar. Dünyanın tanımadığı bir grubun sesini de kimse duymuyor haliyle. Oysa seslerini duyurmak için çok uğraşıyorlar.

Teitiota ailesi

“İlk İklim Mültecisi” Kiribati’li Ioane Teitiota

Her yeni yıla ilk giren ülke olma sıfatını taşıyan Kiribati Cumhuriyeti, Büyük Okyanus’un tam ortasında yer alıyor. Dünyanın en fakir ülkelerinden biri. Tarım, balıkçılık ve turizmle ayakta duruyor normal şartlar altında. İklim değişiminin getirdiği olağanüstü şartlar, adanın suyun üstünde durmasını bile zorlaştırıyor.

Birleşmiş Milletler Çevre Programı’na (UNEP) göre, sular Batı Pasifik’te küresel ortalamanın 4 katında yükseliyor. Bu, en yüksek noktası deniz seviyesinin 3 metre üstünde olan Kiribati için kötü bir haber. Adanın su kaynaklarına sızan tuzlu su; yeraltı sularını, temiz su kaynaklarını kirletiyor.

Ada, batışından önce de halkının yaşamını zorlaştırıyor. Fırtınalar daha sık ve şiddetli yaşanıyor. Erozyon artıyor. Yükselen su seviyeleri tarım alanlarını zehirliyor, ekinleri öldürüyor. Hal böyle olunca, bir çiftçi ülkeyi terk edip kendisini dünyanın ilk iklim mültecisi ilan ediyor.

Ioane Teitiota ve karısı Angua, 2007’de Yeni Zelanda’ya gidiyor, ancak vizelerinin süresi dolduğu gerekçesiyle sınır dışı ediliyorlar. Deniz o küçük ülkesini yutarken memleketinde pasif zulmün kurbanı olduğunu ve devletinin yaşama hakkını koruyamadığını savunan Teitiota’nın davasını Yeni Zelanda Temyiz Mahkemesi “özünde yanlış anlaşılmış” olarak etiketliyor.

Teitiota ailesi içme suyu olarak yağmur sularından faydalanıyor. Yeraltından da su çekiyorlar ama yeraltı suları kirli. Yerin hemen altında olduğu için insanların ve hayvanların atıklarına fazla maruz kalıyor. Teitiota ailesi yeraltı sularını sadece yıkanmak için kullanıyor. Ailece deri problemleri yaşıyorlar.

Bu durum sadece Teitiota ailesine özgü değil. Kiribati halkı artık bu şartlar altında yaşıyor. Yeni Zelanda Mahkemesi de Teitiota’nın sığınma talebini reddederken durumunun diğer Kiribati vatandaşlarından farklı olmadığını bahane ediyor zaten. Bütün bir halk iklim değişimi yüzünden bu haldeyken iklim değişimine sebep olan gelişmiş devletler, onları mülteci olarak tanımıyor ve hukuken de bu duruma göz yumuyorlar.

Teitiota bu duruma “Yeni Zelanda hükümetinin insanları o koşullara geri göndermeyi uygun bulmasına şaşıyorum.” diyor. Ayrıca “Savaştan kaçan insanlardan bir farkım yok. Ölmekten korkan insanlar, tıpkı benim gibi.” diyerek mülteci olma hakkını savunuyor.

Ioane Teitiota şimdilik Kiribati’de mahsur kalmış gibi görünüyor. Ama bu iş burada bitmez!

İklim Değişikliği Gerekçesiyle İkamet İzni Alan İlk Aile Tuvalu’dan

Tuvalu da Kiribati’yle aynı coğrafyayı, ve dolayısıyla aynı kaderi paylaşan bir ülke. Kiribati’nin batısında, Avustralya’yla Hawaii’nin ortasına serpiştirilmiş 9 mercan adasından oluşuyor. En önemli gelir kaynağı; tarım değil, balıkçılık değil, tesadüfen .tv olan domaininin satışları. Ne kadar fakir bir ülke olduğu buradan belli oluyor. Halkın topraktan denizden çıkardığı mahsuller toplandığında, domaininin satışları kadar para etmiyor.

İşte bu fakir ülke; tuzlu suyun mercan kayalıklarını aşındırışına, içilebilir sularını kirletişine şahit oluyor. 1980’lerden beri artan ve şiddetlenen fırtınalarla, 1999’dan beri kuraklıkla mücadele ediyor. 1990’lardan beri ara sıra denizi sokaklarında ağırlıyor. Bir gün tamamen denizin altında kalacak. Her şey bu kadar hızlı ilerliyorken kimse bunun doğal bir süreç olduğunu söyleyemez! Bu olağanüstü şartlar altında, ada halkı dünyadan yeni bir ev talep ediyor.

Biri de Sigeo Alesana ve ailesi. Onlar da 2007’de Yeni Zelanda’ya doğru yola çıkıyorlar. 5 yıl boyunca işe yaramaz tavsiyelerle geçiştiriliyorlar. Ama sonunda, 2012’de, iklim değişikliğini sebep göstererek yerleşme izni alan ilk aile oluyorlar.

Devrim niteliğindeki bu kararda, Alesana ailesinin Yeni Zelanda’da üç nesilden akrabaları olmasının etkisi büyük. Mahkeme aile ilişkilerine zarar vermemek için ailenin ülkede kalmasına izin verdiğini belirtiyor. Yani bir istisna yapınca adanın geri kalanının da Yeni Zelanda kıyılarında bitmesini istemiyorlar.

Böyle politik tutumlar iklim mültecilerinin geleceğini nasıl da belirsiz bir dengede tutuyor?! Yine de, bu davada diğer iklim mültecilerine kapılarını aralamadan Alesana ailesinin yerleşmesine kaçamak yanıtlarla izin veren Yeni Zelanda, yakında iklim mültecileri üzerine daha çok düşünmek zorunda kalacak.

Kiribati ve Tuvalu, değiştirdiğimiz iklimin yaşanılamaz hale getirdiği sayılı yerlerden değiller maalesef. İklim değişiminin etkilediği yerler, Büyük Okyanus’ta “yeni Atlantis”ler olmaya terk edilmiş küçük adalardan ibaret de değil. Bangladeş, Hindistan, Afrika… Hatta Louisiana (ABD). Dünyayı bu hızla kirletirsek hepimizin başına gelecek olan felaketin ön gösterimini yaşıyorlar.

Sorun ortada. Geri gönderecek bir ada kalmadığı zaman neler olacak belli değil. İnsan haklarını ortaya atan dünyanın mülteci alma hevesini 6 yıl boyunca izledikten sonra, 2050’ye kadar beklenen 150-300 milyon iklim mültecisiyle yine bir dünya krizi kapıda diyebiliriz.

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar

Yorum Yazın