e471b9fca0cc5fdd3f52b11a817df726

“Dünyanın en basit, en zavallı hatta en ahmak adamı bile, insanı hayretten hayrete düşürecek ne müthiş ve karışık bir ruha maliktir… Niçin bunu anlamaktan bu kadar kaçıyor ve insan dedikleri mahlûku anlaşılması ve hakkında hüküm verilmesi en kolay şeylerden biri zannediyoruz?” diyor Sabahattin Ali “Kürk Mantolu Madonna” kitabında. Kitap hakkında derin düşünmeye iten en temel yargıdır bu. Kitabın baş karakteri Raif Efendi’nin o silik, belki de hayatında hep aynı koltukta oturmuş izlenimi veren görünüşünün altında aslında ne fırtınalı denizlerin, ne limana ulaşamamış gemilerin kederinin olduğunu anlatır. Bir insanı dışarıdan yargılamak kolaydır. Oysa ki her şey göründüğü gibi olmak zorunda değildir. Sabahattin Ali kitabında bunu o kadar net vurgulamış ki etkilenmemek elde değil.

Bir insanın iç dünyasının karmaşıklığına yapılan yolculukta, hele de işin içinde bir kadının daha da karmaşık ruh halleri olunca, ister istemez kendini kaybediyor insan. Bir insanın, hem de bir erkeğin, kadınları bu kadar net tanımlayabilmesi etkileyici. Sabahattin Ali’nin bu başarısı takdire değer.

Hepimizden izler var Maria Puder’de. Okurken evet bu benim ya da ben olsam ben de aynısını yapardım dedirten cümleler barındırıyor kitap. Kurgusal yaklaşımda bu her cümlenin ayrı bir değeri var. Maria Puder’in, “Ben böyleyim işte! Ben garip bir kadınım… Benimle ahbaplık etmek isterseniz birçok şeylere tahammüle mecbur kalacaksınız… Çok manasız kaprislerimi birbirine uymaz saatlerim vardır… Hülasa arkadaş olduğum kimseler için pek müziç ve anlaşılmaz bir mahlûkum…” sözleri aslında her kadının iç dünyasını yansıtan sözler. Bu kadar yalın bir dille böylesine karmaşık bir iç dünyayı yansıtabilmek yazarın yeteneklerinin sadece ufak bir göstergesi.

Karmaşık iç dünyaları aktarabilmesinin yanında askı, sevginin en saf halini, okurlara içten yansıtabilmiştir yazar. Sadece baktığı bir resme aşık olabilmek, onu her haliyle kalbinde hissedebilmek, beyninde canlandırabilmek gerçekten saf sevgi değil de nedir? Sabahattin Ali’nin bu kurgusu “Evet! Hayatta hala güzel şeyler var.” Dedirtebilen cinsten. Her ne kadar sonu acı olsa da yaşanmışlıkların güzelliği, insanın en derin duygularını harekete geçirmiş olmasının rahatlığı hayattaki belki de en önemli olgudur. Raif Efendi “Hayat ancak bir kere oynanan bir kumardır ve ben onu kaybettim.” diyor. Ancak birçok insanın yaşayamayacağı en yüce duyguları yaşadığından habersiz ya da bir başkasına yaşattığından… Bu bir kazanımdır. Ayrılıklar her zaman kötü sonuçlar doğurmak zorunda değil. Sanırım kitap boyunca Sabahattin Ali’ye katılmadığım tek kısım bu. Maria Puder, Raif Efendi’nin zihninde, kalbinde, resimlerinde hep yaşadı. O’nun hisleri hala canlıydı. Böylesi bir duruma ayrılık denebilir mi? Bir insanın sevebilmek için illa temas mı gerekli?

Kitaba eleştirel bakıldığında aklımda canlanan tüm sorular ve olgular bunlardı. Böylesine büyük bir yazarın, böylesine önemli bir kitabının eleştirisini yapmak zor. Dilinden, kurgusundan ya da karakterlerden bahsetmek kitabın değerinden sapmak gibi geldi bana. Çünkü bu kitap hissettirdikleriyle, zihinde uyandırdıklarıyla, bakış açılarıyla bir bütün. Her insanın hayatının bir noktasına dokunması gerektiğine inandığım bir kitap “Kürk Mantolu Madonna” ve benim de okumaktan büyük bir keyif duyduğum…

Yazar Hakkında

İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü'nde Kimya Mühendisliği Bölümü'nde okuyorum. Halk danslarının yanında, farklı yerler gezmek, farklı kültürleri tanımak ve bunları fotoğraflamaktan inanılmaz keyif alıyorum. Kitaplar, filmler hayatımın çok büyük bir parçası. Yazılarımda da hayatımın bu parçalarını kendi bakış açımla yansıtmaya çalışacağım.

İlgili Yazılar

Yorum Yazın