Şu an Chicago’dayım. Henüz dün tanıştığım Ted’in evinde, “bu bilgisayara asla virüs bulaşmaz” dedikleri; ancak virüs bulaşan bilgisayarımda bu satırları yazmaya başladım. University of Chicago’nun Master of Arts and Social Sciences (MAPSS) programından kabul aldığımı yaklaşık iki ay önce öğrendim. Haberi aldığım mailde 8-10 Mart tarihlerinde okulda gerçekleşecek olan tanıtım günlerine davet de mevcuttu, ama aklımın ucundan kalkıp da Erasmus’a geldiğim Tilburg’dan 5 gün için Chicago’ya geleceğim geçmemişti. Bana göre bu bir lükstü. Ancak, aileme göre kendime yapacağım önemli bir yatırım olan bu yüksek lisans programı ile ilgili doğru kararı verebilmem için atacağım ilk adımdı ve haklılardı.

IMG_5055

 

Uçak için yeterince yüklü bir miktar para harcandığı için burada otelde kalmak istemedim. Programın sorumlu kişisine durumumu anlatan bir mail gönderdim ve o da şu anda MAPSS programında öğrenci olan Ted’in beni evinde misafir edebileceğini söyledi. Ted gerçekten çok misafirperver. Eve geldiğimde beni nohutlu bir ıspanak yemeği ve pilav bekliyordu. Yanımda şişme yatak getirmiştim ancak elektrik prizi için kullandığım dönüştürücü gücünü azalttığı için yatağı şişiremedim; bu nedenle geceyi koltukta geçirmek zorunda kaldım. Çok da dert değildi. 8 saat ve sıfır uyku ile geçirdiğim uçuşun ardından 7’de uyuyakalmam şaşırtıcı olmadı. Sabah altı buçuk gibi uyandığımda Ted koşuya çıkmıştı, geldiğinde birlikte bir fincan çay içip sohbet ettik. Bu; tanıtım günlerinin ilk günüydü, kampüs gerçekten rüya gibi. Kütüphaneler, insanlar, binalar beni gerçekten çok etkiledi. Program da aklıma oldukça yattı. Beni ileride olmayı hayal ettiğim yere getirebilecek ve akademik anlamda oldukça yükselmemi sağlayacak ancak tüm bunların yanında zorlayıcı da bir seçenekti.

Erasmus maceram, bana ailemden uzakta olmanın nasıl bir şey olduğunu anlamamda çok yardımcı oldu; ancak bir yandan da gözümü korkuttu. Onca işiniz varken, kafanız doluyken gidip sarılabileceğiniz anneniz, arkadaşınız ya da sevgiliniz olması bence gerçekten çok önemli bir faktör. Düşünmeden duramıyorum, bazen kısa sürede almamız gereken kararların geleceğimizi bu denli etkileyebilecek olması çok insafsız değil mi? Fedakarlık yapmaktan korktuğumdan değil, ama tüm bunlara karar verebilmek için geleceği görebileceğim bir sihirli küreye ihtiyacım varmış gibi hissediyorum.

Tanıtımın ikinci günü de çok güzel geçti ancak beni ortam o kadar korkuttu ki! Bir kere aday öğrenciler arasında ben en küçükleriydim, herkes en az 25 yaşındaydı ve çoğu mezun olduktan sonra bir yerlerde çalışmışlardı; oysa ben hala lisans öğrencisiydim ve daha bu sene mezun olacaktım. Maalesef Türkiye’de lisans öğrencisiyken tez yazmak da zorunlu olmadığı için böyle bir tecrübem de yoktu. Herkes gözüme çok hazır gözüktü, ben nasıl son 3 senedir böyle bir yerde eğitim görebilmek için gözümü karartarak çalıştıysam, herkes öyleydi.

 

IMG_5052

 

Bu programın en önemli özelliği bölüm sınırlamasının olmaması, siz ne üzerinde çalışmak istiyorsanız her departmandan ders seçebiliyorsunuz. Bu nedenle her bölümün toplantısına katıldım, hocaları tanıyabilmek adına. Tüm bu toplantılarda, içim içimi yemeye devam etti. Ara olduğunda bir dilim pizza alıp, kampüste bir banka oturdum. Anın gerçek olduğuna inanmak benim için gerçekten zor oldu. Neyse ki beni tüm bu düşüncelerden tek bir cümlesiyle kurtarabilecek bir babaya sahiptim. Skype’tan babamı aradım ve korkumu anlattım. Onun tepkisi şu oldu “Ben şu an bu cümleleri duyduğuma o kadar mutluyum ki, insan seviye atlarken korkar, gerilir ama eğer o an geriye çekilirse ilerleyemez, sen bir adım atacaksın ve çok şey değişecek.” Rahatlamıştım. Onay almakla ilgili bir takıntım olduğu aşikar, ben emin olsam bile düşüncesine güvendiğim birinden onay almak hep iyi gelir bana. Lisede kendi başımıza çalışabileceğimizi bildiğimiz halde tonlarca özel ders almakla aynı mantık aslında.

İkinci günün akşamı bizim için bir kokteyl vardı, orada şu an bu programa dahil olan öğrencilerle sohbet etme fırsatını yakaladık. Herkes çok içtendi, “Hazır ol, her gün, her gece çalışacaksın”. Mutlu musun diye sorduğumda da “Şu an beni bu kadar strese sokan bir şey için beni mutlu ediyor diyemiyorum, ama sonunda iyi ki yaptım diyeceğime eminim” cevabını aldım. O gece yemekteki sohbetler, bir sonraki gün karar vermeme sebep oldu. Gelecek sene eylül ayında Chicago’da yaşamaya başlayacağım.

Bazen diyorum ki, “Ya Bahar manyak mısın? Otur oturduğun yerde, arkadaşlarınla, ailenle ol. Türkiye’de bir yüksek lisans programına başvur.” Ama yok, denemeden bilemeyeceğim ve elime böyle bir fırsat geçmişken denemezsem ileride ne kadar mutsuz olacağımı çok iyi biliyorum. Tüm bu olanları Erasmus’ta yaşamak duygusal anlamda zordu, gerçekten yoruldum. Bir yandan dersleri geçmem lazım, bir yandan e Erasmus’tayım dolaşmam, eğlenmem lazım, gelecek seneyi planlamam gerekiyor derken ben kendimi tükettim. Ama artık yeter. Böyle hissettiğim anlarda durmayı deniyorum, “Şu an ben abartıyorum, gereğinden fazla düşünüyorum ve durmam gerek” diyorum çünkü bazen düşünmekten, bir olayı çözmeden diğerine geçemediğimi fark ettim ve bu çok işiniz olduğu zamanlarda hiç ama hiç iyi olmuyor.

Artık birinin bana değil, benim kendime bunu söyleme vaktim geldi; “Derin bir nefes al, her şey yoluna girecek”.

 

Yazar Hakkında

Koç Üniversitesi Psikoloji ve Sosyoloji öğrencisi, akademide kalmaya meraklı, ayakları yere basan bir hayalperest.

İlgili Yazılar

2 Responses

  1. Eda Keskin

    Baharcimm ne harika bir yazi olmus; icinde bulundugumuz her an hayatimizin en onemli anindaymisiz gibi hissedip an’i onemseyip diger her seyi yok sayabiliyoruz zaman zaman. Veya bu an’larimizin gelecek kaygisi icerisinde tadini cikaramiyoruz. Oysa bir derin nefes alsak her sey ne de harika olacak, buyuk resmi gormemize ne kadar yardimci olacak.

Yorum Yazın