Dünyada tek bir ülke olsaydı başkenti İstanbul olurdu demiş Napolyon. Peki Napolyon bunu ne zaman söylemiş? Bunu söylediği zaman İstanbul şuan ki gibi miydi? Hani Napolyon’un bu sözünü zikredip İstanbul’a bir kez daha hayran kalanlar var ya, buraya bakın. (Bende dahil :))
Günaydın!
Napolyon onu söylediğinde, 19. yüzyılda ne o gökdelenler arasında betonlaşan şehir, ne barındırdığı kozmopolit çeşitliliği ile farklı bu kadar insan, ne de kilometrekare başına bu kadar oksijen düşüyordu. Yani anlayacağınız o zamanın İstanbul’u ile bu zamanın İstanbul’u arasında çok fark vardı. O yüzden şimdi beton yığınlarının arasından batan güneşin güzelliğine bakıp, hülyalara dalmayın. O güzel insanlar güzel atlara binip gittiler. O güzel şehir de ellerimizin arasında dozerler tarafından parçalanıp yok oldu.
Peki dünya tarafından böyle saygı, sevgi sözcükleri dökülürken o bin küsur yılda ne oldu da böyle hırsızları, tecavüzcüleri, kaçakçıları barındıran bir şehre döndü. İstanbul’u da geçtim o sadece bir örnekti. Biz ne zaman “değerlerimizi” kaybettik.
Yazının başlığına dikkatinizi çekmek istiyorum. Değiştirmemiz gereken değerlerimiz. Türk kültüründe değerler çok önemlidir ve bunlar korunur. Tıpkı gelenek ve göreneklerimiz gibi. Fakat 19. yüzyılda Napolyon’un söyledikleri ile şu an arasında büyük farklılık yaşıyorsak demek ki bazı değerlerimizi koruyamamışız ve bunları acilen değiştirmemiz gerekiyor. Eski haline getirebilmemiz için ya da yine o değer seviyelerine ulaştırabilmemiz için.
Ortak değerlerimiz olduğu gibi kişisel değerlerimizde vardır. Belki de bütüne ulaşabilmek için parçalardan başlamamız gerekiyordur. Mesela sevgi, saygı, hoşgörü, adalet, merhamet, vicdan ve hürriyet gibi. Hangimiz kişisel değerlerimizi gerçekten koruyoruz. İlkinden başlayalım mesela. Sevgi… Ne diyorsunuz gerçekten koruyabiliyor muyuz bunu? Gerçekten sevdiğimiz birinin veya bir maddenin değerini bilebiliyor muyuz yoksa sadece onu ilk aldığımızda ilgilenip hevesimizi alınca bir kenara mı bırakıyoruz. Peki ya saygı. Hala eskisi gibi büyüklere saygı küçüklere sevgi kaldı mı? Yoksa küçüklerimi korumak büyüklerimi saymak, okullarda bile artık okutulmayan andımızın gelecekte unutulmaya yüz tutmuş satırlarında mı kalacak sadece? Son zamanlarda bir türlü dengede duramayan adalet terazisine ne demeli? Adalet artık vicdanla bir anılır oldu. Vicdanın varsa adaletlisin. Ve geldik hürriyete. Onun durumu da farklı değil. O değerini korumaya çalışsan da başın yanar, koruyamazsan da başın yanar. Gördüğünüz gibi biz çok değişmişiz 19. yüzyıldan bu yana. Değerlerimizi de değiştirmişiz fakat tek bir değerimizi alamadı geçen süre; o da inanç. Bu demek oluyor ki bu değerlerimizi güzelleştirmek yine bizim elimizde ve inandığımız sürece hepsini değiştirebiliriz. Mevlana’nın da dediği gibi ‘Dünle beraber gitti cancağzım, ne kadar söz varsa düne ait, şimdi yeni şeyler söylemek lazım.’ diyerek kollarımızı sıvıyoruz.
Ne mi yapıyoruz? Her şeyden önemlisi değerlerimizin varlığını tekrar düşünüp harekete geçiyoruz. Parçalardan bütüne ulaşmayı hedefliyoruz.
Top bizde; bir fikir bin proje, bin hayata geçirilmiş proje milyonlarca yaşam demek.

Yazar Hakkında

Elif Erim

GKT Genel Sekreteri P&G Marka Elçisi BAT Marka Elçisi Gitarist Hayvansever

İlgili Yazılar

Yorum Yazın