Biz insanlar, hepimiz mucizelere inanmayı çok severiz. Görüşmediğimiz akrabalarımızdan kalacak ve hayat boyu bir daha çalıştırmayı gerektirmeyecek mirasları beklediğimiz gibi bekleriz ‘’O’’ hayatımızı değiştirecek insan(lar)ı. Her yerde onları ararız, sorarız, bakarız, deneriz, yanılırız, önce biraz hayal kırıklığı yaşarız ama sonra yeniden inanırız o gerçekleşecek mucizeye.

Peki gerçekten mucize var mı? Hayatınıza giren bir insan sizin hayatınızın temel taşlarını yerinden oynatabilir, yeni bir ‘Siz’ yaratabilir mi?

Evet, yaratabilir(miş).

——–

Bu sabah (17 Şubat) sabah erkenden kalkıp bir etkinliğe gittim, konusu ‘Design the Life You Love’ idi, Türkçe karşılığı ‘Sevdiğin Yaşamı Tasarla’. Konu ilginç, dikkat çekici ve aslında oldukça güncel tabii benim kişiliğim ve ilgi alanlarımla da çok yakın.

Ayşe Birsel’ in konuşmacı olduğu bu etkinlik boyunca ben yıllardır beklediğim o mucizenin aslında içimizde olduğunu fark ettim.

Ayşe Birsel kendi istediği bölüm olan Endüstri Ürünleri Tasarımı bölümünü bitirdikten sonra Amerika’da tasarımcı olarak çalışmaya başlıyor. Tasarım ve çizimde kendini bulurken aslında sevdiği yaşamı elde etmiş gibi görünüyor. Sonra bir gün bir mucize oluyor; dünyanın başka bir yerinde kendisi ile aynı tutkuyu paylaşan biriyle tanışıp evleniyor, iş kuruyor ve çocuk sahibi oluyor. Aynı anda hem işinin zirvesinde bir kadın, hem aşık hem de anne olmayı başarıyor ancak hayat kimse için sandığımız kadar kolay geçmiyor. 2008 krizi nedeniyle projelerini kaybediyorlar ve Ayşe Birsel hayatının en bol vakitli dönemlerine girmiş bulunuyor. Bu zamanlarda vaktini düşünerek harcıyor ama neyi, ne zaman ve nasıl düşünüyor farkında olmadan… Sonra bir gün vaktini değerlendirmek için ‘’ Nasıl düşünüyorsun onu düşün’’ diye bir öneri alıyor.

Siz nasıl düşünüyorsunuz sahi? Detaylı mı, üstünkörü mü, hesaplı mı, kısa süreli mi? Düşünürken ne yapıyorsunuz; yürüyor musunuz, koşuyor musunuz, müzik mi dinliyorsunuz? Ve tabii cevapları nasıl buluyorsunuz; başkalarına mı soruyorsunuz yoksa kendi kendinize mi cevaplıyorsunuz düşüncelerinizi ya da zamana mı bırakıyorsunuz? Nasıl başlıyorsunuz düşünmeye ve nasıl o düşünme halinin içinden çıkıyorsunuz, hiç düşündünüz mü? :)

Ve tam da bu zamanda Ayşe Birsel hayatını düşünerek tasarladığının farkına varıyor aynı yıllardır tasarladığı ürünler gibi. Tasarımın yalnızca ürünler için yapılan bir şey olmadığını fark ediyor, hayatın her alanında olduğunu. Ve tasarımcının da olağanüstü yaratıcı olduğunu keşfediyor, yeter ki tasarlayacak bir şeyi olsun; bu bir hayat da olabilir, bir ürün de.

Hayatını tasarlamaya başlayan Ayşe Birsel bunu bir sürece döküyor: (ısınma)- BOZ(parçalara ayır) -BAK – YAP(parçaları birleştir) – İFADE ET

Düşünmek her ne kadar analitik gibi görünse de duyguların aktif olmadığı bir yerde uzun süreli varlığını sürdüremez ve tabii söz konusu hayat ise zaten duyguların olmadığı bir yerden bahsedemeyiz. Bu nedenle sürece başlamadan önce sağ beynimizi biraz çalıştırmamız gerekiyor; bunun için en iyi yol ise çizim yapmak. Çünkü çizim yapmak dil bilgisi gerektirmeyen, içten gelen bir şey -çöp adam(lar) dahi çizseniz!

BOZ sürecinde hayatınızı parçalara ayırıyorsunuz: Bu parçalar arasında diğer insanlar var, meraklarımız var, hayallerimiz var, öğrendiklerimiz var, deneyimlediklerimiz var… Hayallerimiz bunlar arasındaki en kompleks projemiz ancak siz de göreceksiniz ki parçalara ayırdığınız zaman çözmesi, anlaması ve yaşaması çok daha kolay.

BAK sürecinde parçalara ayırdığınız hayata hangi açıdan baktığınız önemli, çemberinizin ne kadar dışına çıkabiliyorsunuz? Size değerleriniz ne diye sorsak belki direkt cevap vermek zor olur ama size ilham aldığınız insanların temel özelliklerini sayın desek; o saydığınız tüm özellikler sizin değerlerinizi oluşturur. İlham aldığınız kişiler ve temel özellikleri listesini siz de hazırlayın, bakalım sizin değerleriniz nelermiş. Çünkü değerlerinizi bilirseniz eğer sizin seveceğiniz bir hayat tasarlamanız daha kolay oluyor…

YAP sürecinde ise tüm bu bozduğunuz parçaları bir araya getirmeye başlıyorsunuz. Küçük küçük çözdüğünüz her şey size kocaman bir resim çıkarıyor hayata dair.

HAYATI İFADE ET sürecinde bir araya getirdiğiniz parçaları dillendirmeye başlıyorsunuz. Nasıl bir hayat istiyorsunuz ve onu nasıl nelerle kimlerle nerede şekillendiriyorsunuz.

Hayatınızı tasarlamanın en önemli sebebi orijinal bir hayata sahip olmak, size benzeyen, sizi yansıtan, sizi mutlu eden, sizi güldüren, sizi ağlatan ama her anında sizi siz yapan bir hayat!

Herhangi bir şeyi hayal edebiliyorsanız eğer onu hayata geçirmeniz de o kadar kolaylaşıyor.

Hayatlarımızda yol haritamız yok; harita da yol da yoldaki araç da; o yolda karşınıza çıkacak insan da sizsiniz. Siz nasıl bir yol çizerseniz kendinize öyle bir yolda ilerler, kendinizi konumlandırdığınız değerleri paylaşan insanlarla karşılaşır, yol arkadaşlığı yaparsınız.

Ve işte tam da bu yüzden; aradığınız mucize de ilham da heyecan da sizsiniz, evet siz!
Sabahları huysuz uyanan, belki saatlerce çalışan, belki spor yapmayan, belki kilolarından mutlu olmayan, belki kendini sevmeyen, belki de nefret eden.
Siz; kendinizin mucizesi, en büyük şansı, en güzel fırsatısınız.

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar

1 Yorum

Yorum Yazın