Yıllarca etrafımızdaki olan binlerce olaydan bihaber yaşıyoruz, yaşlanıyoruz. Düşünmeden, sorgulamadan, durmadan, duraksamadan, hedefe odaklı yürüyor hatta koşuyoruz. Bu koşu sırasında geride bıraktıklarımızın farkına var(a)mıyoruz çoğu zaman. Herkesin kendi maratonu, herkesin kendi şampiyonluğu ve hedefi doğrultusunda kendi rakipleri var. O rakipler ki; zaman zaman biz takılıp düştüğümüzde elimizden tutup bizi kaldırmayan, tek amaçları bizi geçmek olan kişiler. Bazen ise bizler arkamızda/yanımızda yarıda bırakmak zorunda kalanları görmüyoruz/göremiyoruz, durmadan duraksamadan at gözlüklerimizle ‘insancık’ olma yolunda koşuyoruz. Duygularımız bizi ‘insan’ yapan, diğer canlılardan ayıran hatta belki de o duygular aslında bizlerin düşünmesini sağlayan. O düşünceler ki hayata yön veren. Bunca önemli bir kavram için, bizler nasıl böyle umursamaz olabiliyor, nasıl bu en önemli kavram olmadan yaşayabiliyoruz?

Zaman, her şeyin ilacı; yalnızca duygularduyguların hastalığı. Duygularımız zamanla iyileşmez; aksine daha da körelir, kullanılmadıkça yok olmaya yüz tutarlar. Bir kitap gibi raftan indirip tozunu aldığında yeniden okuyamazsın, içindeki tozlar okunmasına izin vermez; boğazın gıcıklanır, gözlerine tozlar kaçar, gözlerini açamaz; okuyamazsın! Duygu yoluna nasıl ulaşacağını bilemezsin zaman geçtikçe, ormanda o kadar ilerlemişsindir ki geçen onca zamanda arkanda bıraktığın izlerin üstü çoktan kapanmıştır. Bunca zaman içinde kaybolup gitmiş, arayıp bulamadığımız hatta belki de varlığını dahi hatırlamadığımız kaç duygumuz var sizce?

Duygular; hayatın temeli, hayatın amacı. Hepimiz bu duygular için yaşamıyor muyuz? Ailemizden ‘aferin’ alıp mutlu olmak için uslu durmadık mı yıllarca? Öğretmenlerimizi sevdiğimizden saygıda kusur ettik mi hiç? Peki şimdi ne oldu? Geçen zaman içinde yanı başımızdaki insanı umursamayacak kadar ne değişti hayatlarımızda? Hangimiz duygularının farkında? Hatta hangimiz yaptığı şeyden hissettiği duygunun farkında? Çok azımız, belki 5 parmaktan azımız…

Bizler; olayları, kişileri, kurumları yaşamadan yaşamış gibi yapıp zaman geçiriyoruz yalnızca. Düşünmüyoruz duygularımız üzerine, düşünmüyoruz onların sebebleri üzerine. Duygularımızın farkında varırsak; yapmak zorunda olduklarımızı yapamamaktan mı korkuyoruz dersiniz? Duygusunu bilmediğimiz, duygumuzu katmadığımız her şeyden çabuk sıkılıyor, bunalıyor, depresyonlara girip çıkıyoruz; tatmin olmuyoruz asla.

Şimdi bir düşünün gününüzün çoğunu harcadığınız şey size ne hissettiriyor?  Okulunuz ne 82933__forest-path_phissettiriyor mesela? İşiniz/stajınız/müdürünüz/okul arkadaşlarınız/projeniz/gittiğiniz mekanlar… Bu düşüncelerin cevabını verebileceğiniz zaman gerçekten yaşayan biri olacaksınız. Duygularınız ve düşüncelerinizle, benliğinizde hayata katkıda bulunacak, ayaklarınızı dimdik yere basacaksınız. Hayatınızdaki ‘yaşama’ kavramını anlayacak, zamanınızı değerlendirecek, işinizden tatmin olacaksınız. Daha az depresyona girip, daha az tatil için çalışacaksınız belki.

Eğer siz de duygularınıza doğru derin bir yolculuğa çıkmak istiyorsanız, kağıt kaleminizi hazırlayın. Gününüzün veya hayatınızın çoğunluğunda yer alan kişi/olay/kurumları maddeler halinde yazın ve karşısına size hissettirdiği duyguyu yazın. Bazen tam karlışığını bulamayabilirsiniz; bu durumda şifreler kullanabilir veya tanımlamaya çalışabilirsiniz. Bundan sonrasında da bu duygularımızı hep düşünelim ve başlayacağımız her yeni şeyde sizdeki duygu karşığı ile eşleştirelim. Eğer duygunun yarattığı sonuç olumluysa,  ondan asla vazgeçmeyin!

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar

Yorum Yazın