7 Mart Cumartesi sabahı erkenden odamdan çıkıp, saat 9’daki trene yetişmeye çalıştım, bu sefer durağım Utrecht idi. Koç IMG_3929Üniversitesi’nden arkadaşım Müge geçen sene gittiği Erasmus Programı’nda tanıştığı arkadaşları ile görüşmek için Utrecht’e gelmişti ve sağ olsun beni de davet etti. Serüven ilk olarak okulumuzun tren istasyonunda bir gün önce gerçekleşen kazadan dolayı seferlerin iptali ile başladı. Bekle bekle, otobüs gelmeyince ben de bisikletime atlayıp (bisikletimin ismi Ümit) Tilburg merkez istasyonuna gitmeye karar verdim. Buradan trene binerek aktarmalı olarak Utrecht’e ulaştım. Müge ve Levy beni arabayla aldılar ve Stef’in futbol maçını izlemeye gittik. Biz Stefler’in evinde kaldık ve ev gerçekten çok ama çok güzeldi! Kanalın dibinde, pazar sabahı uyandığımda, saat ikiydi ama benim için henüz sabah olmuştu, yaptığım ilk şey kapıdan çıkıp suya bakan banka oturmak oldu. Utrecht’i gerçekten beğendim. Amsterdam’a çok benziyor, ama çok daha sakin, vintage kıyafet sevenler için de ayrıca bir cennet! Ben pazar günü kahvaltıdan sonra eve döndüm. Dönüş yolumda Utrecht merkez istasyonuna giderken kullandığım otobüste bir palyaço ile yan yana oturdum. Yorgunluktan ölmeme rağmen kendi kendime gülümsememe engel olamadım ve beraber fotoğraf çekinip çekinemeyeceğimizi sordum. Çok sert bir şekilde hayır cevabı aldım, ben de inince arkadan fotoğrafını çektim.

IMG_4483Utrecht’ten döndükten sonra bütün hafta ders çalışmam gerekiyordu çünkü 20 Mart’ta Social Cognition dersimin sınavı vardı. O hafta tamamen ders çalışmakla ve sporla geçti. Cuma sabahı Amsterdam’a gitmek için tekrar sırt çantamı hazırladım. Amsterdam’da geçen sene tanıştığım ve benim akademik hayatımda çok büyük bir adım atmamı sağlayan Rafael ile buluştum. Rafael aslında Miami’de doğmuş ama aslen Brezilyalı, geçen sene Koç Üniversitesi’ne exchange öğrenci olarak gelmişti. Son döneminde “Hayatın anlamı ve mutluluk kavramının kültürlerarası farkı” ile ilgili bir tez yazıyordu. Benden anketin çevirisini yapmamı ve Adana, Mersin gibi bize farklı veri olanağı sağlayacak şehirlerde bu anketi uygulamamı istedi. Her şey çok güzel gelişti, Rafael tezini bitirdi ve hatta 13 Mart Cuma günü Amsterdam’da gerçekleşen Uluslararası Psikoloji Kongresi’nde makalesini sunma şansını yakaladı. Ben de Paris öncesi Amsterdam’a uğrayarak onu görmüş oldum. Sunumdan sonra birlikte yemek yedik ve Vondelpark’ta oturup sohbet ettik. Saat 19.00 olduğunda benim gitmem gerekiyordu çünkü Paris’e otobüsle gidecektim ve internetten okuduğuma göre erkenden orada olmam gerekiyordu. Rafael ile vedalaştık ve bir daha acaba nerede görüşeceğimizi düşünüp, gülümsedik.

Paris’e otobüsle gitme kararım biraz ani oldu, çünkü benim spontane hareketlere bayılan, avukat, tatlı mı tatlı bir kuzenim var, IMG_3918bizim için o; Gülsün, ama herkese göre İklim. Bir anda Paris’e geleceğini söyleyince ben de gitmek istedim, çünkü Paris’i Gülsün ile gezmekten daha iyi bir alternatif düşünemedim. Türkçe’den daha iyi Fransızca konuştuğu ve Paris’te yaşayan bir sürü arkadaşı olduğu için tabii. Kısa bir araştırma sonunda Eurolines ile saat 23.00 otobüsünü kullanarak Paris’e gitmeye karar verdim. Baya korkuyordum, yalan söyleyemem. Nasıl yerleştiyse kafama; “Ben kız başıma gece otobüsüne nasıl bineceğim”, “Ya yanıma garip birisi denk gelirse”, “Acaba biber gazı mı alsam” düşünceleri. Neyse, ben metro kullanarak otobüse bineceğim yere saat 19.30’da ulaştım. Yanımda okumam gereken makaleleri getirmiştim, onları okumaya başladım. Zaman beklediğimden çabuk geçti ve bu süre içerisinde biri İtalyan biri Brezilyalı iki kızla tanıştım. İtalyan olan kız 1 senelik staj için Amsterdam’a gelmiş, Brezilyalı ise dadılık yapıyormuş. Onlar da benim gibi biraz korktukları için biz küçük bir grup oluşturduk. O gece Paris’e giden iki otobüs vardı ve diğer otobüs gelmesine rağmen bizimki bir türlü gelmiyordu. Kimse de bize bir şey söylemediği için gidip sorma ihtiyacı hissettim. Bir anda tamam hadi buna binin dediler, yani sormasak bayağı orada bekleyecektik. Genel olarak otobüs yolculuğum rahat geçti. Sabah saat 5 gibi Paris’e vardık. Gülsün bir gün önce arkadaşında kalmıştı, bu nedenle birlikte kalacağımız otelde IMG_4399buluşmaya karar verdik. İki metro kullanarak otelin bulunduğu St. Michel meydanına ulaşabildim. Ancak otelin tam yerini bilmediğim için önümde yürüyen kadına sormak zorunda kaldım. İyi ki de sormuşum. O kadar yardımcı oldu ki, beni otelin önüne kadar getirdi. En sonunda, hayatımda bir daha karşılaşma ihtimalimin çok az olduğu bu kadınla sarılarak ayrıldık. Gülsün gelene kadar ben otelde dinlendim. Otelimiz çok güzeldi, ismi Welcome Hotel. Paris’e gitmeyi düşünürseniz bu oteli kesinlikle öneririm.

Gülsün’le Paris gerçekten çok ama çok güzel geçti. İkimizin de enerjisi oldukça yüksekti ve bir arada olmak bize iyi geldi. O kadar fazla yürüdük, 2 güne o kadar çok şey sığdırmaya çalıştık ki gerçek anlamda ayaklarımıza kara sular indi. Paris de kendine has havasıyla, hafif bohemliğiyle çok beğendiğim şehirler listeme eklenmiş oldu bu kısa tatil sonunda. Pazar sabahı Gülsün erken çıktı ben akşam otobüsüne kadar tek başıma vakit geçirdim. Pazar günü maalesef çoğu yer kapalıydı, eğer dolaşacak olursanız pazar gününe bırakmamanızı öneririm.

Eurolines Paris’te Gallieni otobüs terminali içerisinde bulunuyor. Biraz erken gittim ve oturabileceğim bir yer yoktu. Ben de yere oturdum. Her Erasmus öğrencisinin yaptığı gibi wi-fi bulabilmek için uzun çabalarımın ardından, durumu kabullenmiştim. Var olan 3 sandalyeden bir tanesi boşalınca oraya oturdum. Yanımda orta yaşlı bir adam vardı, telefonu çaldı ve Türkçe konuşmaya başladı. Esprili bir şekilde küfür ederek konuşmaya başladı, kötü bir niyeti yoktu ki nereden bilsin yanındaki kişinin Türk olacağını.IMG_4482 Telefonu kapattıktan sonra dönüp merhaba dedim. O kadar utandı ki İhsan Amca. İhsan Amca aslen Elazığ doğumlu, ama çok uzun yıllar İzmir’de yaşamış bir öğretmen. 20 senedir İngiltere’de yaşıyormuş.  Otobüs gelene kadar çok güzel muhabbet ettik, bana “Hadi gel, İhsan Amcan sana bir kahve ısmarlasın” diyerek sıcaklığını da gösterdi. Niye bilmiyorum, 3 saat muhabbet etmiş olsak bile ben İhsan Amca’yı tanıdığım için çok mutlu oldum. Dönüşte yanımda kimse oturmuyordu, o nedenle rahatça uyuyabildim. Tilburg’a daha yakın olduğu için Eindhoven durağında indim bu sefer. Oradan trenle okula gelecektim. Ancak, otobüs beklenenden erken geldiği için, yaklaşık bir saat kapının önünde garın açılmasını bekledim. Neyse ki wi-fi vardı bu sefer, oturup tren saatine kadar film seyrettim sabahın köründe. Okula giden trende tek kişi bendim, uyuyakalıp durağı kaçıracağım diye o kadar korktum ki gözlerim kapanmasın diye kırpmamaya çalıştığımı hatırlıyorum. Tilburg Universitat durağında indiğimde artık hayalimdeki tek şey sıcacık yatağımdı. Aynı zamanda karnım da aç olduğu için gözlerim yarı kapalı bir şekilde sandviç yapıp, yiyip hemen yatağa gömüldüm.

Kısa bir süre içinde, kısa süreliğine de olsa farklı insanlar tanımak beni çok mutlu ediyor. Hepimiz birbirimizden çok farklı ve bir o kadar da özeliz. Birbirimizden öğreneceğimiz çok şey var. Eramus’a gelmenin bir güzel yanı da yepyeni insanlarla tanışabilmeniz için önünüze çok sayıda fırsatın çıkması.

Yazar Hakkında

Koç Üniversitesi Psikoloji ve Sosyoloji öğrencisi, akademide kalmaya meraklı, ayakları yere basan bir hayalperest.

İlgili Yazılar

Yorum Yazın