İkinci yazıma başlamadan önce, bir hafta boyunca kafamda bazı konu başlıkları dönüp durdu. Sonunda nerede olursak olalım, hepimizin deneyimlediği yalnızlığı konuşmak istediğime karar verdim. Exchange demek biraz yalnızlık demek aslında, ama bu kötü bir şey midir? İşte bu sizin elinizde. “Yalnızlık” aslında iç burkan ve kaçınılan bir duygu durum hali ama bazen yalnızlığa ihtiyaç da duyuyoruz. Kendinizle kalıp, belki bir çay ya da kahve yapıp sadece düşünmek! Şu anda okulun restaurantında “yalnız” başıma bu yazıyı yazmaya başladım, birazdan derse gireceğim ve bu durumdan çok mutluyum.

Yalnız kalmak demek tamamen kendinize yoğunlaşabilmeniz, neyi sevip neyi sevmediğinizi, bu hayattan ne beklediğinizi dış dünyanın etkisi olmadan düşünebilmeniz demek. Ama bir yandan da belki de yıllardır uğruna çalıştığınız bir haberi aldığınızda, yanınızda kimsenin olmaması ve sizin koşa koşa telefonunuza ya da Skype’ye sarılmanız demek. Erasmustayken bunları paylaşabileceğiniz arkadaşlarınız olmayacak mı? Tabii ki olacak ama yine de sizin geçmişinizi bilmedikleri için heyecanınızı anlamakta biraz zorlanabilirler. Bunu baştan kabul etmek lazım.

Hayat kolay değil ve maalesef bazen kesenizi doldurabilmeniz için -babamdan yıllarca duyduğum ve beynime kazınan bir tanımlamadır bu-  bazı şeylerden fedakarlık etmeniz gerekiyor. Ailenizden, en yakın arkadaşlarınızdan ayrı kalmanıza sebep olacak; ama sizi duygusal olarak da çok ama çok güçlendirecek bir deneyim Erasmus.

Ben buraya son dönemimde geldim ve açıkçası bunu çok önermiyorum. Üniversitenin dördüncü dönemi bana göre ideal zaman exchange öğrenci olmak için. Ben açıkçası, kendimi biraz yaşlı hissediyorum. Yaşlıdan kastım yaş olarak değil, mesela her gün partiyi kafam kaldırmıyor, odada kendime yeşil çay yapıp, kitap okumak ve film izlemek çok daha cazip geliyor çoğu zaman. Bunun dışında son dönemimde olduğum için yüksek lisans başvurularım, onlar ile ilgili işlemler derken kendimi tamamen buraya vermekte zorlanıyorum. Bu nedenle son senenizde gelmemek daha iyi olabilir, ama eğer şu an son sınıfsanız geciktim diye gitmemezlik yapmayın! Bazen risk almak da iyi olabiliyor.

Bu cumartesi iki arkadaşımla beraber Tilburg’da güzel bir kafeye gittik, sohbet ediyorduk. Bir anda kapıdan bizim dersimizin Kanadalı, cool hocası içeri girdi. Tek başınaydı. Kahve ve tatlı sipariş etti, bunların tadını çıkarırken Ipad’inden bir şeyler okudu. Biz de ister istemez konuşmaya başladık. Türkiye’de tek başına yemek yemek garip hissettirmiyor mu sizce de,  diye. Herkes sülalesiyle masaları doldurmuşken, sizin tek başınıza yemek yiyor olmanız “zavallı” olduğunuzun mu göstergesi oluyor? Yoksa biz mi öyle hissediyoruz?

Geçen sene Çiğdem Kağıtçıbaşı’dan aldığım “Davranış ve Kültür” dersinde bireysellik ve kolektiflik arasında bir noktada bulunmanın en sağlıklısı olduğunu ve aslında herkesin bireysel olmaya yöneldiği gibi bir düşünce yaygın olmasına rağmen, ülkelerin çoğunun bu orta noktaya yaklaştığını öğrenmiştik. Ben de buna katılıyorum. İstanbul’dayken de yalnız kalmaya özen gösterirdim, zaten tek başıma yaşadığım için bunu başarmak çok zor olmuyordu, ama burada normalden çok daha fazla tek başıma vakit geçiriyorum ve açıkçası çok yakın olduğum insanlarla bir arada olmayı özlüyorum. Şu anda kütüphanenin kafesindeyim ve 2 grup haricinde herkes tek başına. Sol tarafımda oturan kız salata yiyor, sağımdaki çocuk telefonuyla oynuyor ve bir başkası da kahve içiyor; şaka değil, 3 tane Türk erkek telefonlarından maç izleyip birlikte gülüyorlar, beni de gülümsetiyorlar bu yazıyı yazarken. Siz bu yazıyı okurken dışarıdaysanız etrafınıza bir bakın, neler oluyor. Kaç kişi yalnız başına ve ne yapıyorlar?

Kafedeyken hocamı gördüğümde korkuya kapıldım. Akademik hayata gireceğim artık kesin ve ben böyle olmak istiyor muyum, diye sordum kendime. Gerçekten çok fazla kendimize ve amaçlarımıza odaklanırsak yalnız mı kalıyoruz? Bu böyle olmak zorunda mı? İkisini bir arada yürütmek çok mu zor, yoksa yapmak mı istemiyoruz? Sizi bu sorularla baş başa bırakıyorum, çünkü cevapları bence hepimiz için farklı. Hem yalnızlığınızın hem de sevdiklerinizle geçirdiğiniz vaktin değerini unutmamanız dileğimle!

Yazar Hakkında

Koç Üniversitesi Psikoloji ve Sosyoloji öğrencisi, akademide kalmaya meraklı, ayakları yere basan bir hayalperest.

İlgili Yazılar

Yorum Yazın