Merhabalar herkese, bu yazıyı yazarken biraz duygusalım açıkçası, çünkü maalesef bir Erasmus ögrencisi olarak son ayımı yaşıyorum. Acısıyla tatlısıyla hayatımda hiç unutamayacağım bir sayfa kapanmak üzere. Bu yazımda, diğer yazılarımda olduğu gibi bilgilendirme yapmayacağım; çünkü bana verilebilecek çoğu bilgiyi sizlerle paylaşmış bulunmaktayım. Daha fazlasını istiyorsanız, Maastricht’ te gelip şehri deneyimlemeniz gerekecek. :) Bazen görmek sözlerden daha etkili olabiliyor ve bu şehir bunun bir kanıtı olacaktır.

Sizinle Maastricht ile ilgili bu son yazımda genel anlamda “Neden Erasmus bu kadar önemli, neden insanlar size kesinlikle yasamalısın” gibilerinden laflar ediliyor bunları açıklamaya çalışacağım. Bütün bunlardan bahsetmeden önce, size benim Erasmus’a başvurmadan önceki halimden biraz bahsetmem gerek. Ben kendi arkadaş çevresine ve okul kulüplerine fazlasıyla bağlı bir insanım. Dolayısıyla önceden Erasmus gibi yurtdışı deneyimleri normalde Amerika veya İngiltere gibi ülkelerin iyi okullarına gidilmiyorsa ya da yurtdışındaki iyi şirketlerde staj yapılmıyorsa bana çok gereksiz gelirdi. Genellikle daha önce Erasmus deneyimini tatmış olan arkadaşlarımdan hep “Biz çok eğlendik, çok fazla gezdik…” vb. laflar duyduğumdan yurtdışında Erasmus Programına katılmaya boş bir şeymiş gibi yaklaşıyordum. Sonuçta bana göre yurtdışına gitmeden üniversitemde kalarak daha fazla kariyerime odaklanabilir ve var olan çevremi daha fazla genişletebilirdim. Eğlenmek için neden aylarımı bir ülkeye ayırmak zorundaydım ki? Mezun olacaktım ve önümde planlamam gereken bir gelecek vardı. O kadar uzun sureli kafa dinlemeler bana göre değildi kısacası. Gelgelelim birkaç arkadaşımın zoruyla -kaba tabirle ite kaka- Erasmus için başvuruda bulundum. Tabii başvurduktan sonra kendime “kesinlikle gitmeyeceğim, ne işim var tam da mezun olacakken!’’ diyordum. Birçok arkadaşım, bunun yaşamam gereken bir süreç olduğunu, bana kişisel anlamda katkılarının çok fazla olacağını, dönünce daha kendini tanıyan ve kendinden emin bir Kübra bulacağımı söylere beni bir şekilde ikna ettiler. Ve gerçekten de dedikleri gibi oldu…

Erasmus sadece eğlenmekten ibaret değildi. Bir kere tek basınıza bir ülkeye geliyorsunuz ve hayatınızla ilgili her ip sizin elinizde: ev bulmak, kira sözleşmesi yapmak, ev alışverişi yapmak, kaybolduğunuzda ana diliniz olmayan bir dilde kendinizi anlatmaya çalışmak, bütçenizi dengeleme çabalarınız, yeni bir kültüre ayak uydurma gayretleriniz, kaldığınız ülkenin sizden istediği dokümanları belli tarih aralarında kontrol ederek gidip alma uğraşlarınız –ve bazen o kadar uğraşa rağmen alamayışınız- ve bütün bunları yaparken bir yandan ders çalışıp bir yandan bulunduğunuz ortamın tadını çıkartmaya çalışmak… Gerçekten kendinizi yalnız ama bir o kadar da güçlü hissetmenizi sağlayabilecek bir süreç. İlk haftalar “Allahım bütün her şey çok karıştı, ben ne yapacağım, en iyisi ben geri doneyim; ne kültürleri ne sistemleri güzel gibi!’’ küçük söylenmeler olsa da sonunda ayak uydurmayı; şehirleri, insanları, değişik anlayış şekillerini yadırgamamayı; bütün bunlara daha fazla saygı göstermeyi ve bir o kadar da sevmeyi öğreniyorsunuz. Erasmus süreçi sonunda o bütün söylenmeleriniz “daha yeni alışmıştım, keşke hiç bitmese, burada mı yasaşam gelecek hayatımda” gibi tatlı iç konuşmalara dönüyor. Sonunda kendine güvenen, artık nereye gitse ayakları üzerinde durabileceğine inanan daha güçlü bir karakter ortaya çekiyor. Ayrıca belki de Erasmus’un en büyük katkısı olabilecek – en azından benim için öyle- bir yasama enerjisiyle dolup taşıyorsunuz. :)  Üniversite sonlarına yaklaşırken ki o yorgun, telaşlı, gelecek kaygısı taşıyan haliniz gidiyor ve onun yerine istediğini yapabileceğine inanan bir ruh haline bürünüyorsunuz. Bu yazdıklarım bazılarınıza gerçekten fazla optimistik gelebilir; ama gerçekten benim su anki hissettiklerim bu yönde. Kaldı ki yapım gereği genellikle optimistik değil gerçekçi olmaya eğilimli olduğumu eklemem gerekir.Sonuç olarak hepinize bu deneyimi yasamanızı şiddetle tavsiye ediyorum. Hangi ülke olursa olsun ufkunuz ve kişiliğinizin gelişimi acısından fazlaca renkli ve bir o kadar da öğretici bir süreç olacağına inanıyorumVe yazımı burada noktalayarak, hepinize ve tabii ki kendime de finallerde basarilar diliyorum. Başka başka konularda başka başka deneyimleri paylaşmak dileğiyle. HOSCAKALIN! :)

Yazar Hakkında

Kampüs Ses Ver/ Kadın İsterse Stajyer
1993 yılında Ankara’ da Ankara’ da doğdum. Eğitim yıllarımı başarılı bir şekilde tamamladıktan sonra Koç Üniversitesi’ nde Uluslararası İlişkiler bölümüne başladım. Şu an Maastricht Üniversitesi’ nde European Studies bölümünde exchange öğrencisiyim. Genel anlamda “Girişimcilik” ve spesifik olarak da “Sosyal Girişimcilik” temel ilgi alanım. Burada size Erasmus sürecindeki deneyimlerimi aktaracağım.

İlgili Yazılar

Yorum Yazın