Hepimiz bir tutku diye tutturmuş arayıp duruyoruz ama bence ne aradığımızı bilmeden dolanıyoruz. Belki de her gün önünden geçiyoruz ama anlamıyoruz, belki de daha önce hiç görmediğimiz, tatmadığımız, duymadığımız bir şey bizim aradığımız..

Öncelikle küçükken sormaya başlarlar ne olmak istediğimizi. İlk başta herkes gibi biz de kendimize rol modeller belirleriz ve onlar gibi olmak isteriz. Doktor olmak isteriz annemizi babamızı iyileştirmek için; öğretmen olmak isteriz öğretmenlerimizi çok sevdiğimiz için; anne baba olmak isteriz bazen hayatın koca bir evcilik oyunu olduğunu o zamandan hissetmişiz gibi.

1Sonra bedenlerimiz değiştiği gibi düşüncelerimiz de değişmeye başlar tabii rol modellerimiz de. Artık daha mantıklı seçimler yapma zamanı gelmiştir, daha iyi bir meslek seçmeli, o meslek size para kazandırmalı, geleceğinizi garanti altına almalıdır. Sıfırlarını sayamadığınız maaş bordrolarınız olsun diye yıllarca üniversite, yüksek lisans hatta bazen doktora peşinde koşarsınız. Akademisyen olmak istememenize rağmen bordronuzdaki sıfırlar biraz daha artsın diye üniversitede ders vermeye başlarsınız, gençlerle olmaktan nefret etseniz dahi onlarla zaman geçirmeye başlarsınız. Neden mi? Varsa, kızınızı oğlunuzu bir özel okula göndermek, yurtdışında okumaları için para biriktirmek, her yaz dünyanın farklı yerlerinde yaz okullarına gidebilsinler, 10 yaşına gelmeden en iyi teknoloji markasından binbir çeşit teknolojik ürünü olsun ve yıllar sonra dönüp bakmayacağı istese de yeniden giyemeyeceği kıyafetleri dünyanın en tanınmış markalarından olsun diye.

Kendimiz ise hep bir köşede hep bir arka planda. Eşimiz varsa onun istekleri olsun, kadınsak önce ev ihtiyaçları giderilsin; erkeksek önce karımızın ihtiyaçları sağlansın ama kazandığımız onca sıfırlı bordrodan ay sonunda kendimiz için, kendi zevkimiz için bir golf veya gitmediğimiz spor salonu üyeliği dışında başka bir şey eksilmesin. Tüm golf ve spor salonu üyelikleri ise daha üst bir seviyede yer alıp yeni çevreler edinip daha iyi iş fırsatları elde etmek için. Çocuklarımız için çabalayıp elde ettiğimiz onca sıfırlı maaş bordrosunun hepsini her ay onlara versek onları yine de mutlu etmiş olur muyuz? Bence hayır! Çünkü herkesin her şeyden önce sevmeye ve sevilmeye ihtiyacı var. Bu sevginin kaynağı günümüze her ne kadar para gibi görünse de trilyoner olup çocuklarınıza ayırabileceğiniz 2 saatiniz yoksa; hayatta hiçbir şey elde edememişsinizdir demektir. Ve emin olun çocuklarınız da asla sizin yaptıklarınızdan, onlara sağlamaya çalıştığınız o “muhteşem ve imkan dolu” gelecekten tatmin olmayacak, ve tabii onları hayata hazırlayacak olan ‘gerçek sevgi’ nin ne olduğunu hiçbir zaman bilemeyecektir.

Peki ne yapalım her şeyi yarım bırakıp istediğimiz şeyi aramaya mı koyulalım? Bu soruya evet demek çok isterdim ancak ne yazık ki o kadar ütopik değilim ya da herkes için bu yöntem çalışır diyemem. Ama eğer biz gözlerimizi açarsak biraz daha, yaşadığımız anları duygularımızla yaşamaya çalışırsak, sorgularsak, ararsak, öğrenmeye çalışırsak, hissedersek ve tabii ki anlamaya çalışırsak belki buluruz ne yapmak istediğimizi, ne için bu dünyaya geldiğimizi ne yaparak zamanımızı harcadığımızı ve aslında ne yapmaktan mutluluk duyup etrafa düşünmeden sevgimizi yayabildiğimizi.

Hepimiz biliyoruz ‘Do what you love’ kavramını ama birçoğumuz uygulayamadan hayatımızın sonuna geliyoruz ve sonra birbirinden farklı pişmanlıklarla geçiyor ömürlerimiz. Geçen zamanın yanında yaşayamadıklarımız daha çok boğazımızda düğümleniyor sanki. Teoride keşke demek istemediğimiz ama pratikte ke3şkelerle geçmiş bir ömre kim sahip olmak ister ki?

Evet hiç kimse. En büyük ihtiyacımız sevmek. Yaptığımız işi sevmek, sahip olduklarımızı sevmek, sahip olacaklarımızı sevmek, hayallerimizi sevmek, doğayı sevmek ve diğer her şeyi sevmek.. Ve sevginin en önemli, en temel kuralı; at gözlüklerimizden kurtulmak, bir şeylere körü körüne odaklanmadan yaşamak. Alternatiflere, değişimlere, aksiliklere, yeniliklere açık olmak. Her şeyi yaşam sevgisiyle kabul edip, sahiplenip yaşamaya devam etmek. Akışıma bırakmak zaman zaman; o akışta kendimize bir yer bulup sağa sola çarpmadan ilerlemek, çarptığımız zamanlarda ise daha sağlam çıkmak yola.

Mesela benim tutkum yemek yapmak, birbirinden farklı şeyleri karıştırıp ortaya yepyeni bir şey çıkarmak. Yıllardır da zeytinyağı ile ilgili bir iş yapmak istiyordum, insanlara bir şeyler servis etmeyi, iletişim kurmayı da çok seviyorum derken bir baktım ki kendimi bir restoran sahibi olarak hayal etmeye başlamışım. Restoranımda kendi zeytinyağı markamı satacağım günlerle hayallerimi daha da zenginleştirmişim. Evet belki ekonomi okumanın sonucunda bulacağım finans uzmanı veya ekonomist rolleri kadar çok para kazanmayacağım ama sadece koluma takacağım birkaç farklı model dünyanın en iyi markalarından olan çanta veya ayakkabılar için hayatımın geri kalanında her sabah istemediğim bir işe, mutlu olmadığım bir hayata ve dağıtamadığım sevgisiz saçamadığım gülücüksüz sabahlara uyanmayacağım!

Yaptığınız iş için ben bunu seviyorum diye kendinizi kandırabilir, buna çok iyi inanabilirsiniz ancak kandırdığınız da, hayatından çaldığınız da kendinizden başkası olmayacaktır; durup dinlerseniz eğer, odaklardan, ideallerden bir süre uzaklaşırsanız gerçeğin çok farklı olduğunu göreceksiniz.

Hepimize iyi şanslar!

Unutmayın, hayat çok zor eğer siz daha da zorlaştırırsanız…

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar

Yorum Yazın