Eyvah! Başıma ne geldiyse hep benim yüzümden.. Yoo, hayır, yanlış oldu. Yaşasın! Hep benim sayemde.

….

unnamed

Benimki babadan geçme, telaşlı bir alışkanlık. Hep biraz aceleci, hep aman tam olsuncu, gecikmesinciyimdir. Çok düşünür, bazen çok planlar, kafaya takar, hep alternatif planları abartıp z’ye kadar ne olur ne olmazlar bulundururum. Çözümsüzlüğe pek inanmam. Oluruna bırakmadan çabalar dururum. İngiltere’de yüksek lisansa başlarken de aylarca okulun başının etini yemiş, kalacak yer için onlarca mail atmıştım. Ne var ki işler ben nasıl planladıysam onun tam tersi şekilde gelişti. Ben, bir ben kadar valizim ve sırt çantam memleketi terk ettiğimizde artık evsizdik. Evsiz dediysem, hakikaten evsiz. Hayat bazen böyle, siz istediğiniz kadar çabalayın, planlar yapın, o nasıl isterse öyle oluyor. Bana da hikayemin başında sadece havaalanında bir bardak latte içip “Peki şimdi ne yapıyoruz Tuğçe?” demek düşmüştü. Neyse ki ömrümüz güzel dostlar biriktirerek, “neredeysen hemen geliyorum” diyen insanlarla anılar paylaşarak geçiyor. İşte bu yüzden, havaalanından ayrılırken hiç yalnız hissetmiyorum.

Yeni hayatımın giriş kısmını atlatmış, gelişme için çabalarken olabilecek en kötü şey, yine ben aynı anda 40 milyon şeyi düşünürken oluyor ve cüzdanımı kaybediyorum. Oturma iznim ve cüzdanım ben daha okula kayıt olamadan ellerimden kayıp gidiveriyor. Pasaportum ve ben birbirimizle başbaşa kalıyoruz. Öyle romantik, öyle çaresiz bir an ki ne kadar telaşım varsa kaybolup gidiyor. İnanılmaz özgür hissediyorum. Gülüyorum bile bu duruma, “Oh be” diyorum, “Oh be! Her şeyimi kaybedesim varmış”. Hiçbir şeysizliğin dayanılmaz hafifliği… Hayatım boyunca yapmadığım bir şey yapıp oluruna bırakıyorum. Babamın hep söylediği bir öğüdü dinleyip kafama çok da takmıyorum. Hiç bilmediğim bir yerdeki ikinci günümde, kendimde gördüğüm ama hep yok saydığım en zayıf özelliğimle yüzleşmek çok acımasız görünse de bu durum bende bir şeyleri değiştiriyor. Eee, her şeye en ama en baştan nasıl başlıyoruz? Haydi başlayalım! Bir hafta içinde, Türkiye’de gittiğimin iki katı karakola gitmeyi eğlenceli bile bulup esprilere başlıyorum. Yahu şu karakoldaki kadınlarla gün falan mı yapsak, hem ingilizcem de gelişir? Sürekli mail atıp oturum kartımı isteyen kadınla yaptığım opera planlarından şu an bahsetmek istemiyorum. Okur falan, kızar sonra.

Gelişme kısmım fazla hareketli, kahkahalı, “her şeyi hallederiz” modunda ilerliyor. Hallediyoruz da. Büyük dersler alıyorum. Ertelediğim, kendimde sevmediğim ne varsa tek tek yüzüme vuruyor. Erteleme diyor hayat, vaktin varken yap işte. Kendimden kaçmadan, kendimi kocaman kucaklıyorum. Bana neden burada olduğumu anlatan büyük dersler sayesinde kendimi daha çok seviyorum. Şu an hala oturma izin kartım, ona başvurduğum için pasaportum ve Türkiye’de bayram tatili olduğu için bir evim olmadan kocaman ülkede, küçücük bir ben olarak yaşıyorum. Çok abartmadan planlar yapıp, her şeyi sakin sakin dinliyorum. Kaybettiğim onca şeyden dolayı değil, kendimde yüzleştiğim için kendimi daha hafif hissediyorum. Şikayetlerimin hepsini rafa kaldırdım. Hayatı olduğu gibi, bana sunduklarıyla daha çok seviyorum.

 

laugh

Ve siz güzel insanlar! Siz de kendinizi çok sevin. Sarılın kendize! Sevmediğiniz ne varsa bir an önce yüzleşin. Siz yüzleşmeseniz de hayat bir fırsatını bulup sizi yüzleştiriyor. Bazen sizden daha acımasız olabiliyor bu yüzden onu çok da beklemeyin. Her şey bir şekilde yoluna giriyor, asla unutmayın. Bazen olabilecek en kötü şey olduğunda kadere değil, kendinize inanın. Siz başarırsınız çünkü! Ben yaptıysam siz de yapabilirsiniz çünkü! Kendinizle eğlenin, hatta en çok siz sizinle dalga geçin. Yardım isteyin. Hayatınıza cesaretinizi sınayan adımlar adın, sırf kendinizi daha çok bulabilmek için. İnsanlara daha çok gülümseyin. Sebepsiz, sırf canınız istiyor diye bile gülün bazen. Planları değil, kahkahaları abartmak da iyi gelebilir, bana güvenin.

Cüzdanıma gelince… Başka bir şehirde bulundu desem inanır mısınız? Her şey de içinde olarak hem de… Orası da başka bir hikaye…

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar

Yorum Yazın