maxresdefault

Harika bahaneleri olan birini tanıyorum. Dünyadaki herkesten daha iyi bahanesi olan; bu bahanelere dünyadaki herkesi inandırabilecek kadar inanmış birisi.

Hayatını hep geçmişte yaşadığı başarısızlıklara sığınarak devam ettiren,başarılarını hep küçük gören, başarısızlıklarını,hayal kırıklıklarını başkalarına yüklemeyi alışkanlık edinmiş ama içindeki tutkuyu da hisseden;potansiyelini açığa çıkaramayan biri.

Bilmiyorum,belki en az benim kadar size de tanıdık geliyor olabilir bu kişi. Belki kendiniz, ailenizden biri, en yakın arkadaşınız… Kim bilir?

Benim harika bahanelere zaman zaman sığınan bir tanıdığım vardı; İçimdeki ben.

Kendi beynimde yaratmış olduğum engellerim;  engellerimin üstünden atlamaya çalışırken düşüşlerim, belki ağzımı burnumu kırışım, bir daha yeltenemeyişlerim …

“Ama yeterince donanımlı değilim.Yeterince hazır değildim.Yeterince becerikli değilim…” gibi acabalı, amalı cümlelerle bezenen bu bahaneleri  ustaca kullanan  birisiydim. Birisiydim diyorum. Anlatacağım size; ama söz verin aramızda kalmasın bu.

İçimde beni tetikleyen bir şeyler vardı hep. Harika bir potansiyele sahip olduğumu öğrenene kadar bu hisse hiçbir anlam yükleyemedim. Bir an da yükselen enerjim, isteğim ve hep yanlış zamanlarda yanlış şekillerde kullanmam (bu enerjiyle yurt odasındaki lambayı  “ Ya bir şeyler var hissediyorum, farklı bir şeyler diyerek” kırmam ve bütün gece uyuyamadan canım oda arkadaşımla  odayı temizlememiz. Ertesi gün etkinliklerde, okulda uyuklamam gibi). Yanlış zamanlarda yapılabilecek tüm yanlış hareketleri yapma konusunda tez hazırlayacak kıvamdayım anlayacağınız.

Sonraları takılmadım bunlara. Yanlış yapmak beni oldukça hüzünlendirirdi tabi. Kendimi oldukça işe yaramaz hissederdim bu yüzden üstüne gitmezdim hiçbir şeyin. ”Yapamıyorsan ilk anda çok da aşırı zorlamayacaksın.” mantığı vardı. Bu içime sinmeyen bir durumdu tabi ama pes ediyordum her defasında. Cesaretsiz olduğumu görmemek içindi belkide. Böyle devam ederken, ben bir düşüp bir kalkarken, yorulurken, bir o kadar da yorarken  hayatımda bir şeyleri fark etmeye başlamıştım ben.

Etrafımdaki herkes bir şeyler söylüyordu bana. Neyin nasıl yapılması gerektiğini, insanların nasıl yaptığını falan. Okuduğum bazı kof kişisel gelişim kitaplarında insanı anlık gaza getiren cümlelerde herkes,bir şey söylüyordu bana. Hiçbirisi ama hiçbirisi benim o içimdeki hisse tercüman olamadı.

Bir gün, “HOOF HAYAT ÇOK YORUCU HİÇBİR ŞEY YAPASIM YOK YAA”lı bir gecede evde tek başıma oturup karşımdaki duvarı anlamsızca inceleme işlemini tamamladıktan sonra, susayınca gözlerini sürahiye  ve yanındaki bardağa dikip   “ ALLAHIM KEŞKE ŞU ANLAMSIZ ENERJİ İŞE YARASA DA BENİ UĞRAŞTIRMASA ŞAAK DİYE GELSE ÖNÜME, dur bi dakika nasıl yapıyorlardı böyle uzunca bakınca hareket ediyor muydu o? ” ile dolu bir  kafadan bir an da uzun zamandır izlemeyi ertelediğim bir düşünce pat diye beliriverdi.

Açtım, uzun zamandır izlemek istediğim değildi izlediğim film. Karşıma bir görsel çıktı. Dur bakayım bunu da merak ediyorum aslında diyerek izlemeye başladığım animasyon filmi; Kungfu Panda’ydı.

Açtım.İzledikçe her sahnesinde kendimi  gördüm. Kungfu Panda benmişim demek! Yemek yemeyi çok seven,sevmeyi sevilmeye bayılan,birazcık tembel,birazcık ürkek ama yeri geldiğinde cesur olabilen bir pandaymışım :).  Animasyonun başından sonuna kadar büyük bir ilgiyle izlememin sebebi bu net benzerliğin farkında olabilmekmiş. Kungu Pandayla aynı şeyleri sevip aynı korkuları paylaşıyormuşuz.

Pandamızın içindeki enerjiyi keşfedip ailesini, pandalar diyarını kurtardığı  sahnede hıçkıra hıçkıra ağlarken buldum kendimi. Öncesinde bir şeyleri yapamayacağını, birilerine bir şeyler öğretemeyeceğini düşünen, biraz öğretmeye çalışıp hemen pes eden panda; içindeki enerjiyi ailesinin,etrafındakilerin sevgisiyle keşfedip,o korkunç düşman, panda şehrini sardığında herkesin özelliğine göre bir görev dağılımında bulunup potansiyelini en güzel şekilde ortaya çıkardığını görmüştüm.Bu sahne beni oldukça etkilemişti.

Panda, yapamayacağını düşünmek yerine ailesinden ve sevdiklerinden destek alarak, kendine inanarak bunu yapmıştı. Sanırım bu bana kesin bir mesajdı. Sanki ustasının ve babasının verdiği tavsiyeler benim için veriliyormuş gibi. Sanki, o an yaramı bilip bana derman oluyorlarmış gibi.

 

PANDA UYANIYOR

 

1

Yanlış yapmaya dair takıntım, tez yazacak kıvamda oluşum  beni bu anlamda daha da cesaretlendirdi. Yanlış yapmak için doğru sebeplerim vardı; gerçekten bilmemek gibi. Artık kendimi suçlamak yerine: “Hadi,her yanlış da doğruya daha da yaklaşıyorsun, sorun değil.” demeye başladım. Biliyorum, asıl sorun bu yanlışları yapmaktan korkmaktır. Yine de çok yol katetmiştim aslında.

Değişim kolay olmuyor öyle filmlerde olduğu gibi. Benim içimdeki panda anca uyanıp harekete geçiyor tabi. Farklı bir şeyler yapmam gerektiğini fark ediyor  panda yanım. Yerimde saymamak için yeni risklere atılmak, tekrardan düşmek, kalkmak…

O rahat hissettiğim koltuğumdan, alanımdan kalkıp yeni şeyleri denemem gerektiğini, bunu yaparken de  aslında birazcık sabra, azme ihtiyacım olduğunu anlıyorum.

2

Bir film izledim hayatım değişti diyemem ama bir film izledim; kendimi tekrardan sorgulattı, farkındalığımı arttırdı diyebilirim.

Özetle;

Panda yanım ve ben; kırılganlığımızla, boğazımıza çılgınca düşkün olmamızla, hatalarımızla daha cesur olduğumuzu artık biliyoruz. Korkularımızın elimizi kolumuzu bağladığı anda yapamayacağımızı düşündüğümüz anda o muhteşem gücü kullanıyoruz; sevmek ve sevilmek! Çünkü biliyoruz ki,İçimizdeki nihai gücü en iyi çıkarabilecek duygudur bu. Sevdiğimiz insanlardan,varlıklardan ilham alarak asıl benliğimize ulaşıyoruz. İnanın, bunu sadece ve sadece bu duygu açığa çıkarabiliyor.

Ben, bu saatten sonra baktığım her insanın içindeki potansiyelini çıkarmaya yardımcı olabilmek için onları çok seveceğim.

Panda yanınıza sesleniyorum!

İçinizdeki ışığı lütfen ama lütfen fark edin ve kimsenin o ışığı söndürmesine asla izin vermeyin. Tahmin ettiğimizden daha güçlü, tahmin ettiğimizden daha değerliyiz!

Kungfu Panda’dan ilhamla,

 

Not: Ve tabiii ;

55

 

 

 

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar

Yorum Yazın