Konuya girmeden önce sizden ufak bir ricam olacak :) Ben bu yazıyı Evgency Grinko – Valse eşliğinde yazdım. Bu sebeple sizin de yazımı okurken bunu dinlemenizi istiyorum. Belki aynı yazıyı aynı müzikle okursanız; sadece yazıyı okumakla kalmaz, benim içimden geçenleri de okuyabilirsiniz. :)

kadin-olmak-2

Bir hayal etsenize; kafasına her koyduğunu yapan bir kadını? Her istediğini elde eden, olmayanı oldurtan, hayali gerçeğe çeviren kadınları… Günümüzde böyle kadınlara hemen ‘tehlikeli’ yaftasını yapıştırıyorlar. Çünkü korkuyorlar kadının yükselmesinden. Kendileri için tehlike yarattıklarını düşünüyorlar. Halbuki o kadının tek yaptığı başarılı olmak. Fakat kadına karşı öyle bir algı oluşmuş ki; kadının başarısı bile bir tehlike olarak görülüyor. Bu derece mi korkuluyor kadınlardan? Yoksa gelecek nesillerin zeka seviyesinde artış olmaması için mi bu algı yaratılıyor? Çünkü hepimiz biliyoruz ki; bir nesli büyüten, geliştiren, eğiten tek varlık kadındır. Kadın; çocuğunu eğiten bir anne, eşine doğru yolu gösterebilecek bir eş olarak değil de; bir silah olarak görülüyor.

Ben 20 yaşındayım ve nasıl olur da bu kadar narin, fedakâr, merhametli ve duygusal bir varlığı korkutucu bir varlığa dönüştürüyorlar anlamıyorum. Ve bu o kadar uzak çevrelerde de gerçekleşmiyor. Biz bunu televizyonlarda ve internette duyuyoruz. Gazetelerde, dergilerde de okuyoruz. Belki üst komşumuzdan, belki de en yakın arkadaşımızdan biliyoruz. Tüm bunlar hemen dibimizde yaşanıyor. Ve kimse çıkıp da bu olaya bir “dur” demiyor. İşte benim bu yazıyı yazma amacım da bu. Belki birileri duyar, belki birileri biz kadınlara ses verir. Belki bir gün birileriyle aynı yerden aynı şarkıyı söyleriz. Aynı sese kulak veririz. Tek isteğim bu.

Bir kadını yükseklere taşıyacak ya da tam tersi yerin dibine sokacak bir erkek veya kadın değil de; aynı yolda beraber, kol kola başarıya ulaşacak bir topluluk istiyorum. Kadının ve erkeğin eşit olduğu, her durumda sevilip sayılan, kadının varlığından huzursuz olmak yerine; yanında bir kadının var olması için çabalayan erkekler diliyorum. Ama bunun tam tersi de mevcut. Mesela geçenlerde bir şiire rastladım. Şiirde aynen şu cümleler geçiyor.

 

“…Sarışın, renkli gözlü, uzun bacaklı, beyaz tenli, ince bilekli dilber falan fasarya.. Kadın dediğin hatun olacak arkadaş, sözüne güvenilir olacak.Bileceksin ki konuşulanlar burada kalır, kapıdan çıkmaz bir daha.Ağzı sıkı olacak kadın dediğin.Sırrını tutacak ama gününü bekleyip kusmayacak.

Para lazımcılardan, kürkçülerden, cep telefonu manyaklarından, dırdırcılardan, unutkanlıklarını senin üzerine atanlardan, kendi yetersizliğini seni suçlayarak rahatlayandan, raf süslerinden, tehditkârlardan, kaçaklardan, kıkırdayanlardan, boş bakanlardan olmayacak…”

 

Çok severek takip ettiğim bir blogda rastladım bu şiire. Sonradan öğrendim ki; sevdiğim bir şair olan Can Yücel seslendirmiş. Şaştım kaldım ama yorumsuz kalamadım. O blog sahibininde en sevdiği şiirmiş bu(!). Nasıl kızdım, nasıl utandım. Kızdım, çünkü kadını metalaştıran bir topluma sahibiz. Kadının nasıl olması gerektiği konusunda vaazlar veren ama karşılarına öyle bir kadın çıkınca da topuklayan bir erkekler topluluğu var karşımızda. Utandım, çünkü kadını bu derece aşağılayan bir şiir nasıl olur da bazılarımızın en sevdiği şiir olabilir? Edebiyatımızda onlarca güzel şiir, mısra varken; nasıl olur da bu kadar ucuz bir dille yazılan şiir beğenilir gerçekten aklım almıyor.

tumblr_static_rosie_the_riveter1_full

Hani hep diyorsunuz ya, kadın dediğin şöyle olmalı, böyle olmalı diye. Asıl erkek dediğin, kadın dediğin ile başlayan cümleler kurmayacak!

İnsanlar buna nasıl uyum sağlayacak bilmiyorum ama bir gün kadının anlam taşıyacağı günler gelecek, inanıyorum. Bazen bazı şeylerin varlığını hissedersiniz ama uygulamaya gelince o şeyleri göremezsiniz. Erkekler için de kadının varlığı bu.Var olduklarını biliyorlar ama uygulamada tamamen yok sayıyorlar. Biz kadınların bu tezi çürütmesi gerek. Bunu nasıl yapacağız diye sormayın. Çok basit. Sesimizi duyurarak yapacağız bunu. Yumruğumuzu havaya kaldıracağız ve diyeceğiz ki; “Kadınlar burada, biz buradayız. Hey siz erkekler, sizde gelin ve yan yana yürüyelim bu yolda!” Böyle diyeceğiz; çünkü biz kadın ile erkeğin eşit olduğuna inanıyoruz. Ne erkek kadından üstün, ne de kadın erkekten… Bu yıllardır böyleydi, bundan sonra da böyle olacak. Sadece bazı kişiler tarafından görmezden geliniyordu hepsi bu. Fakat artık karşımızda daha güçlü kadınlar, daha zeki, daha ‘her şeyin farkında olan’ kadınlar var. Keza erkekler de bu konuda daha duyarlı. Erkekler de kadınlar için harekete geçtiler. Yeri geldi; Özgecan için sokakta etek giyip yürüdüler, yeri geldi kadın-erkek kol kola eyleme gittiler.  İşte bu toplumumuzun daha duyarlı, kadın ve erkek gözetmeksizin daha mantıklı bireyler olmaya başladığımızın göstergesi.

Erkeğin sadece erkek olduğu bir toplumda; kadın da sadece kadın olmalı diye düşünüyorum. Kadının yazdıklarının, söylediklerinin, güldüklerinin ve hatta ağladıklarının bir anlamı olmalı herkes için. Tepkilerine bakıp geçmek yerine; sormalı, sorgulamalı. En önemlisi susmamalı, susturmamalı kadını. Oysa söyledikleri bir dinlendiğinde kulağa ufak bir melodi gibi gelecek. Bir dinleseler, bir önem verseler işte o zaman her şey yerini bulacak…

1011672_620x413

 

 

Yazar Hakkında

Aycan, İstanbul Kültür Üniversitesi'nde Uluslararası Ticaret Bölümü öğrencisi ve aynı zamanda okulun Woman in Business kulübü yönetim kurulu üyesiyim. Yazmayı bir hobi olarak görmekten ziyade bir tutku olarak benimsiyorum . Cinsiyet eşitliği farkındalığı yaratmak, kadının farkındalığını savunmak ve bunu elimden geldiğince yaymak en büyük amaçlarım arasındadır.

İlgili Yazılar

Yorum Yazın