Her sabah uyanıyoruz ve henüz daha yeni bir güne sağlıkla başlamış olmanın mutluluğunu yaşayamadan stresli hayatımıza başlıyoruz. Koşturarak okul ya da iş için ve ya bunların dışında ki stres dolu sorumluluklarımız için hazırlanmaya çalışıyoruz. Bir yere yetişme ya da bir şeyi yetiştirme üzerine programlanmış hayatlarımızda günleri bitiriyoruz. Ben de çok sıkıntılı olduğumu hissettiğim günlerin birindeydim. Kafam da bir sürü yetişmeyi bekleyen sorumluluk ve çözülmek için sıraya girmiş problemler vardı. Telefonuma yolda yürürken gelen maile anında ve mantıklı bir cevap yazmak zorundaydım. Bu yüzden kalabalık caddeden sıyrılıp ilk bulduğum parkın bankına oturmaya karar verdim. Telaşlı adımlarla bir banka yöneldim, oturdum ve çantamdan maile eklemem gereken bilgileri içeren kağıtlarımı çıkardım. Kağıtlarım arasında kendimi kaybettiğim sırada yanıma 5-6 yaşlarında görünen bir erkek çocuğu ve annesi olduğunu tahmin ettiğim bir kadın oturdu. O an içten içe en son ihtiyacım olan şeyin başıma geldiğini düşünüyordum, kafamı toplamam gereken bir zamanda yanıma ses yapması muhtemel insanların gelmesi beni rahatsız etmişti. Ama tekrardan kağıtlarıma dönüp konsantre olmaya çalıştım. Aradan 15-20 dakika geçti bu süre içerisinde seslerini duymamak için kulaklığımı takıp klasik bir müzik açmıştım ve bir an önce işimi bitirip diğer sorumluluklarımı yetiştirmek üzere yola çıkmam gerekiyordu.

İşte tam o sırada yani sözde kocaman streslerle boğuştuğumu sandığım o sırada çocuğun elinde ki bir şişe soğuk su anlamadığım bir şekilde kağıtlarımın üzerine döküldü. Tahmin edebileceğinizden çok daha fazla sinirlendim. Yapım gereği sinirimi yanlışlıkla yaptığını düşündüğüm o insana en azından hissettiğim derecede yansıtmayacaktım. Ama bir tepki vermek üzere kulaklığımı çıkardım. Annesi ise bir yandan benden özür diliyor diğer taraftan kağıtlarımı bir mendil ile kurutmaya çalışıyordu. O halini görünce sadece önemli değil diyebildim. Kadın kendini o kadar mahcup hissetti ki samimiyetimi göstermek adına eğildim ve çocuğa ismini sordum ama cevap veremedi. Beni tanımadığı için utandığını sandım ve esprili bir dille tekrar sordum yine cevap alamadım. Annesi durumu fark edince bana isminin Ahmet olduğunu söyledi. Ben utandı sanırım diyerek gülümsedim. Maalesef suratıma buz gibi çarpan bir cevap aldım. Hayır, utanmamıştı Ahmet’in bir kas rahatsızlığı vardı ve bu rahatsızlık hem 12 yaşındaki bedeninin 5-6 yaşlarında görünmesine, hem konuşamamasına hem de parmaklarının şişeyi tutamayacak kadar güçsüzleşmesine sebep olmuştu. Az önce içten içe hissettiğim öfke yerini kocaman bir üzüntüye bırakmıştı. Kağıtları kuruması için güneşin altına koyduk onlar kuruyana kadar annesi ile sohbet etmeye başladık. İsminin Berna olduğunu öğrendiğim bu anne benim hayretle bakan suratıma hayat hikayesini kabaca anlattı. Eşi ile kaçarak evlendiğini bu yüzden akrabaları ile görüşmediğini, eşini geçen sene kanserden dolayı kaybettiğini yürümek gibi temel ihtiyaçlarını bile yardımsız sağlayamayan oğluna ise dikiş dikerek kazandığı paralar ile baktığını anlattı. Bunları anlatırken hiç ağlamadı biliyor musunuz? Ya da benim okulda ki banklarda arkadaşlarıma hangi dersin GPA’mı nasıl etkileyeceğini anlattığım anlardaki hüznüm de yoktu gözlerin de. Umutluydu hatta mutluydu. Oğlum yanım da benimle beraber daha ne ister ki bir anne diyordu. Eşini kaybetmiş, oğlu hasta olan ve bir ekmek için gecesini gündüzüne katan bu muhteşem kadın sürekli gülümsüyordu. Dayanamadım ve bu enerjiyi nereden aldığını sordum. Her gün sağlıkla kalkıp oğluma destek olmamı sağlayan güçten alıyorum dedi. Kağıtlarım kurumuştu telefon numarasını büyük ısrarlar sonucu aldım. Duyduklarım karşısında duyarsız kalacak değildim elbette. Ama o banktan kalktığımda benim onlara yapabileceğim hiç bir yardım o an aldığım hayat dersinin üzerine geçemezdi. Parktan ayrılırken kendime Elif problemin ne diye sordum. Elektromanyetik sınavım mı problemdi bu duyduklarım yanında yoksa bir türlü seçemediğim staj yerim mi?

O gün söz verdim kendime bir şey dert etmeden, o şey benim uykularımı kaçırmadan önce soracağım kendime gerçekten bu kadar büyük mü derdim diye? Evet, biliyorum hayat sorumluluklarımızı göz ardı edip sadece mutlu anlar biriktirmemize izin vermeyecek kadar acımasız. Ama yine de hayatımızı sorun sandığımız şeylerle karartmadan önce düşünmeliyiz bence . Sonrada teşekkür etmeliyiz her sabah bizi sağlıkla uyandırıp bu sorumlulukların peşinde koşmamız için bize enerji veren güce.

Hepinize bol teşekkürlü ve mutlu günler dilerim…

Yazar Hakkında

International Antalya University - Electric - Electronic Engineering

İlgili Yazılar

Yorum Yazın