Herkese bu güzel yaz gününden kocaman bir merhaba!

Oldukça yoğun başlayan 2015 kışında, yazın yapacağım stajları da hesaba katarak güzel bir tatile ihtiyacım olduğuna karar verdim ve Erasmus’tayken çok yakın olup, çok gitmek isteyip gidemediğim İtalya’ya olan tatil planlarımı raftan çıkartıp yola koyuldum. Bu 10 günlük bol şehir gezdiğim bir tatildi ancak ben bu yazımda en etkilendiğim şehirlerden birini anlatmak istedim yani Floransa’yı!

IMG_4740

Floransa’ya bir cumartesi sabahı Campo di Marte tren istasyonundan geliyoruz ve gelir gelmez Duomo meydanına doğru yola koyuluyoruz. İstasyondan yürümeye başladığım andan itibaren içim ısınıyor buraya. Geçtiğim ara sokaklar bile şehrin Rönesans kokan merkeziyle aynı özende Avrupa havasını taşıyor. Yürüyerek Floransa Katedrali olarak bilinen Duomo’ya geliyoruz ve İtalyan gotiğinin en heybetli eserlerinden biriyle karşılaşıyoruz. Bu yapının bana göre en ilginç yanı gotik kodlarla tasarlanmış olup detaylarda çok gösterişli olmasıdır. Hemen karşısında bulunan San Giovanni Vaftizhanesinin görkemli bronz kapılarından da bu gösteriş bize göz kırpıyor. Cennetin kapılarının ardından bir diğer görmeye can attığım alana geçiyoruz: Piazza della Signoria. Burada Michelangelo’nun baş yapıtı David’in birebir replikası var. Neptün çeşmesi gibi heykellerin olduğu alanda kruvasan ve kahvelerimizle kahvaltımızı yapıyoruz. Yine bu alanda olan Vecchio Sarayı’nın içinde küçük bir tur atarak yan taraftaki Gucci Müzesi’ne geçiyoruz. Şehrin merkezindeki önemli meydanlardan Piazza della Repubblica’ya geldiğimizde, sadece Toskana bölgesinde yetişen malzemelerle yapılmış yiyecekler ve yine burada yapılan şaraplar satılan küçük bir pazara rastlıyoruz; küçük kurabiyeler satın alıp gezimize devam ediyoruz. Ardından öğle saatlerini Pitti Sarayı’nı gezerek değerlendirmek için yürümeye başlıyoruz. Yürürken şehrin olmazsa olmaz durak yeri olan Vecchio Köprü’sünden geçerken üstündeki kuyumcuları gezmeyi ihmal etmiyoruz. İkinci Dünya Savaşı’ndan sağlam çıkmayı başarabilen bu köprü 14. yüzyılda inşa edilmiş olup Medici ailesinin halkın arasına karışmadan şehirde dolaşabilmesi için bu şekilde üstü kapalı tasarlanmış. İtalyan dokunuşun hissedildiği binaların arasında küçük sevimli sokaklar, şirin kafeler, dondurmacılar, şık restoranlar ve çokça hediyelik eşya dükkanı, arkadan gelen keman ve akordeon çalan sokak sanatçılarının sesleri, sıcak ve esintili bir hava… Bir İtalyan filminden fırlamış bu şehri her adımda daha çok severek Pitti Sarayı’na ulaşıyoruz. Pitti Sarayı’nın içinde 10’a yakın müze ve Boboli Bahçeleri bulunuyor. 3 çeşit müze biletlerinden ikincisini seçiyoruz ve turumuza başlıyoruz, Rönesans’tan ve Medici ailesinden kalan takılar, porselenleri inceledikten sonra kostüm müzesine geçiyoruz. Sarayın bu kısmı oldukça ilgimi çekiyor çünkü İtalyan tasarımcıların geçmişteki tasarım tarzlarını inceleyebiliyor günümüze neler aktarılmış görebiliyoruz. Ardından Boboli Bahçeleri’nde yürümeye başlıyoruz, saatler 14:00’ı  gösterirken hava çok sıcak olduğu için tadını fazla çıkartamadan bahçedeki tepeye çabucak tırmanıp buradaki küçük binanın terasından Toskana bölgesinin güzel manzarası karşısında büyüleniyoruz. İçerideki porselen müzesi görülmeye değer bir müze!

IMG_4181

Akşam yemeği için Santa Maria Novella yakınlarındaki ZaZa Trattoria’ya gidiyoruz. Burası kendi şarap ve zeytinyağlarını üreten şehrin meşhur trattorialarından biri. Vecchio köprüsünden geçersen buradaki mini konsere rastlıyoruz, şehri akşam ışıklarında canlı müzikle seyretmek çok keyifli. Küçük bir turist ve yerli kalabalığı eşliğinde güneşi batırıp, Arno nehrinin diğer tarafına geçerken Vecchio’nun bitimindeki dondurmacıdan naneli dondurmamızı alarak Piazza della Repubblica’ya varıyoruz. Burada da dolaştıktan sonra yeni pazar anlamına gelen Mercato Nuovo’ya geliyoruz, Uffizi Galerisi’nde orjinali bulunan Porcellino bronz heykelinde dileklerimizi metal parayı domuzun açık ağzına koyup diliyoruz, eğer para ızgaradan düşerse dileklerimiz gerçek olacak! (4 kere denememe rağmen olmadı.)

Processed with VSCOcam with f2 preset

Ertesi günü müze günü ilan ettiğimizden oyalanmadan kendimizi Accademia kuyruğunda buluyoruz, gerçek David’i göreceğiz! Biraz bekledikten sonra nihayet içeri girebiliyoruz, burası küçük bir müze; 1500’lü yıllarda Medici ailesi tarafından sanat tasarım akademisi ve şirketi olarak açılmış olup sonradan müze haline getirilmiş. İçeride David’in yanı sıra Michelangelo’nun bir çok eseri de bulunuyor üstelik çıkışta da bizi David’e modern bir gönderme yapan “Hero” adlı eser yolculuyor.

IMG_4402

Ardından hiç oyalanmadan Uffizi Galeri’ye gidiyoruz burada bizi daha uzun bir kuyruk ve daha büyük bir koleksiyon bekliyor: Medici’lerin portreleri, Michelangelo’nun Kutsal Aile’si, Botticelli’nin Venüs’ün Doğuşu, Uyuyan Hermafrodit ve Vecchio köprüsünün inanılmaz manzarası… Müze yorucu, ancak bitirmeden çıkmak, tablolara dönüp bir daha bakmamak imkansız! Uzunca bir süreyi de burada geçirdikten sonra Dante ve Michelangelo gibi bir çok önemli ismin mezarlarının bulunduğu Santa Croce Bazilikası’na gidiyoruz. Giderken şehrin en eski ve en güzel dondurmacılarından biri olan Galeteria dei Neri’de duraklıyoruz. Dondurmacının oraya özgü yeşil çaylı dondurmasını karamel ile deniyoruz, ki önerilir! Ayrıca dondurmacı ile aynı sokakta bulunan çok eski bir trattoria’da Floransa’ya özgü bir sandviç deniyoruz ancak içindeki patlıcanlı ağır sos nedeniyle yaz günü gezilecekse denemenizi tavsiye etmiyorum. Ardından Karaköy havası veren bir cafede espressolarımızı içerek enerji topluyor, akşamüstü serinliğinde Michelangelo Meydanı’na çıkıyoruz. Buradan görülen Floransa silueti şairane bir etkiye sahip! Güneş batmaya yaklaşırken bir de bu tepeden bakabildiğim kadar bakıyorum Duomo’nun tüm görkemine, Arno nehrine, Vecchio köprüsüne ve geriye kalan tüm İtalyan mimarisine. Adımımı attığım andan itibaren çok sevdiğim Floransa’ya, Michelangelo meydanında aşık olup dönüyorum.

IMG_4341

Son günümüzü ise Pisa’ya yaptığımız küçük bir gezi ile değerlendirip, aynı günün akşamı rotamızı kuzey İtalya’ya çeviriyoruz. Daha trendeyken Floransa’yı özlediğimi fark ediyorum. Sanırım orada doğmuş ve yaşamış sanatçılar kendilerinden bir parçayı da şehre hediye etmişler, şehirde bugün hala Rönesans, günümüz sanatı ve sokak sanatının izlerini takip edebiliyoruz. Ve bu mozaik şehre eşsiz bir güzellik katıyor!

Çok mutlu, bol neşeli bir yaz olsun. Ciao!

 

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar

Yorum Yazın