Amerika’dan herkese kucak dolusu merhabalar !

 

Sonunda Amerika’ya vardık. Sabah 6’da Atatürk Havalimanı’ndan kalkan uçağımız Hollanda’ya Türkiye saatine göre 9.05 gibi vardı. Hollanda’yı her ne kadar havadan görsek de, gerçekten çok güzel bir yer olduğunu düşündüm. Aktarmamızı yapmadan önce11392837_10153126619834272_7931715277244946346_n biraz havaalanındaki free shopları gezdik, daha sonra Amerika’ya giden uçağımıza bindik ve uzun bir uçuş yolculuğuna başladık. Yolculuğumuz toplam 15 saat sürdüğü için oldukça yorucuydu. Uçakta her ne kadar uyumaya çalışsam bile, uyuyamadım. En kötüsü de annemin uyarısını dikkate almayıp, yanıma ağrı kesici almadığım için yaklaşık altı saat baş ağrısı ile yolculuk yaptım.  Ayrıca uçak o kadar soğuktu ki, keşke daha kalın giyinseydim. Amerika’ya varınca sıkı bir kontrolden geçtik. Hangi amaçla geldiğimizden tutun, çantamızdaki yiyeceğe kadar açıklamaları yaptık. Kalacağımız ev belli olmadığından, gitmeden önce motelde kalmak için rezervasyon yaptırmıştık. Kalacağımız motele varıp bavullarımızı bırakır bırakmaz, kendimizi dışarı attık. Doğruyu söylemem gerekirse hep merak ettiğim “jet lag” hissini yaşamadım. Sadece vardığımız gün dışarıda başımız dönerek, sarhoş gibi yürüdük. Uçakta uyuyamadığımız için akşam sekizde yatıp sabah sekizde uyanınca gayet buranın saatine ayak uydurduk. İlk günler oldukça zor zamanlar geçirdim. Özellikle evimizin olmayışı, ev arama maceralarımız beni ilk hafta çok zorladı. Bir haftanın sonunda evimizi bulduk, ev bulamamamızın en önemli sebebiyse burada evlerin en az altı ay kiralanıyor oluşu. Ancak biz sadece üç ay için buraya gelince depozitoyu fazla ödemek durumunda kaldık. Evimizi kiraladığımız gün geri kalan paramızla ev malzemeleri aldık. Derin bir ev temizliğinden sonra eşyalarımızı yerleştirdik!

11406874_10153120573849272_2395749213450586182_n

Artık ertesi gün iş eğitimine gitmeye hazırdık. Günün sonunda o kadar yorulmuştuk ki kolayca uyuduk. İş eğitimi saat sabah 9:30’da olunca erken kalktık, ilk düzgün kahvaltımızı yaptık ve yola koyulduk. İlk düzgün kahvaltı diyorum çünkü geldiğimiz günden beri ya psikolojik olarak ya da ortam değişikliğinden günde sadece bir öğün yiyorduk. Ve ilginç ki tek öğün bize yetiyordu. supervisorımız Nate o kadar iyi, anlayışlı bir insan ki bize çok yardımcı oldu. Buradaki herkes bizi iyi karşıladı özellikle yabancı bir yerden geldiğimiz için insanların daha fazla ilgisini çekiyoruz. Eğitimimiz oldukça yoğundu. İnsanların güvenliği, eğlenmesi için sıkı bir eğitim veriyorlar. Müşterilerle yaşayabileceğimiz problemler olsun, makine sorunları olsun çeşitli kodlar var. Her makinenin sonunda yazılı bir testten geçtik. Artık işe başlamaya hazırdık.

 

 

Biraz size iş dışında Minnesota’dan bahsetmek istiyorum. Minnesota’nın bir diğer adı aslında “Twin Cities” çünkü Minneapolis ve11393093_10153166242114272_7368113714338079767_n St. Paul adında iki ana şehir merkezi var. Şehir merkezleri aslına bakarsanız çok büyük değil. Yerleşimler genelde müstakil, ama şehir kısmında apartmanlar var. Minnesota için iki mevsim var diyorlar; kış ve yaz. Kışları burası aşırı soğuk, kar yağışlı oluyormuş derece olarak -40’lara iniyormuş. Yazları da oldukça sıcak; 30 derece civarı. Minnesota ayrıca gölleriyle meşhur. Burası göller yöresi diye de geçiyor, yaklaşık 10.000 göl olduğunu söylüyorlar hatta araba plakalarında da yazıyor. Biz ilk zamanlar Downtown olarak Minneapolis’e gitmiştik. Doğruyu söylemek gerekirse İstanbul’dan sonra burası bize biraz kasaba gibi geldi. Ama St. Paul, Minneapolis’e göre daha güzel bir Downtown. Gidilebilecek çok daha fazla mekan var. Minnesota oldukça yeşil ve huzur dolu bir ortam var. İnsanları da oldukça medeni, içten ve sevecen.

Wilson Park

Wilson Park                                                    

İlk yurt dışı deneyimim olduğunu ilk yazımda bahsetmiştim. Başıma gelen ilk olay da aslında biraz tuhaf. Yurt dışına giden herkes, insanların çok medeni olduğundan ve yayaya verilen önemden bahsediyordu. İlk gün karşıdan karşıya geçmeden, arabanın geldiğini görünce durduk. Doğal olarak o da durdu. Biz onun geçmesini bekliyoruz, o bizim geçmemizi. Tabii ki de o bekledi ve biz geçtik. Ama gelir gelmez böyle bir şey yaşamak benim için tuhaf gelmişti, yaklaşık 1 hafta boyunca da alışamadık. Arabalar 200 metre önceden duruyordu bizi gördüklerinde. İstanbul’da tam tersi yayaları ezen sürücüler olunca insan ister istemez geçmekte çekiniyor. İkinci şaşırtıcı deneyimim de buradaki herkesin birbirine gülümseyerek selam vermesi. Bizde olsa başımızı eğer geçeriz, ama burada herkes birbirine oldukça sıcak davranıyor. Geçen gün şans eseri tanıştığımız emekli bir öğretmen amca bile bizi tanımamasına rağmen tüm gününü bizimle harcayıp, bizi müzeye götürüp, rehberlik yaptı. Gerçi yine de Türk sıcaklığını ister istemez arıyorsunuz, Türkler denildiği gibi gerçekten misafirperver. Bunu en azından burada anladım. İlgimi11252773_10153166231879272_9073478589956721112_n çeken bir diğer olay da insanlar giyim konusunda oldukça özgürler. Bizde olsa “Şuna bak göbekli göbekli ne giymiş, ay bunu ben asla giyemem bu nasıl bir kıyafet” tarzında konuşuruz. Gerçekten burada 7’den 70’e herkesin çok farklı tarzı, giyinişi var ve kimse kimseyi yadırgamıyor. Başlarda ben çok farklı gözlerle bakıyordum, ama artık böyle düşündüğüm için kendimden utanır oldum. İnsanların birbirini eleştirmemesi benim çok hoşuma gitti. Şunu söylemeden geçemeyeceğim; küçücük göbeğimden şikayet ederken, burada  o kadar çok hastalık derecesinde kilolu insan gördüm ki kendimi artık ipince buluyorum. Çünkü gerçekten burada 100 insanın 95‘i obezliği aşmış durumda!

 

Amerika’ya gelmeden önce hep, ben Amerika’da yaşamak istiyorum, diyordum. Babam Amerikan Konsolosluğu’nda çalıştığı için, işten çıktıktan sonra 11148715_10153166250499272_2472721010510487162_nburada yaşama hakkımız, yani vatandaşı olma hakkımız var. Ona taşınma konusunu her açtığımda, “Kızım biz oralarda yapamayız, memleket hasreti başka” diyordu. Buraya gelince aslına bakarsanız ne demek istediğini çok iyi anladım. Amerika kuralcı bir ülke, elbette bu ülke açısından iyi bir şey. Ama bazen aşırı kuralları olduğunu düşünüyorum. En basiti, kurallardan dolayı ev bulamamamız. Memleket özlemi de farklı bir şey. Bana katılmak zorunda değilsiniz, ama benim için Türkiye başka Amerika başka. Türkiye’de yaşamaya devam etmek istiyorum ve elbette iş seyahati olsun turistik seyahat olsun Amerika’da da bulunmak istiyorum.

 

Amerika’ya geleli tam 20 gün oldu. Yaklaşık 2.5 ayımız kaldı. Vakit oldukça hızlı geçiyor; insanlarla sohbet etmek, yeni kültürlerle iç içe olmak oldukça heyecan verici. Yeni yazımda yeni maceralarla görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın!

 

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar

Yorum Yazın