Duyanlar duymayanlara bilenler bilmeyenlere anlattı. Duygusal zeka diye bir şey varmış. Ortalıkta döndü dolaştı bu kavram. Neydi, neyin nesiydi bu duygusal zeka? Bildiğimiz IQ’ya benziyor muydu? İyi de duyguyla zekanın ne zamandan beri birbirleriyle aynı yoldaydı? Sorular birikmişti, ve konuya bakış açım çarpıcı bir cümleyle yerinden oynamıştı:

Duygular bulaşıcıdır, dedi Mine Yücesoy. Bunu duyduğum an yaşamımızda çok aşina olduğumuz sahneler canlandı gözümde. Sessizlik içinde herkesin dosyalarına gömülü, stres içinde çalıştığı bir ortama gülümseyerek ve bütün pozitif enerjimle “GÜNAYDIN” diye girdiğimde kafaların kalkıp sıcak gülümsemelerin beni karşılaması ya da tam tersi bir ortamda bulunmak istemeyişimden dolayı surat asmam ve kalkıp gitmek istememin sonucunda bunu hiç belli etmesem de ortamdaki herkesin enerjisinin düşmesi. Bu tür durumlara eminim hayatınızda siz de sıklıkla rastlıyorsunuzdur. Duygularımız gerçekten tıpkı bir gezgin gibi bizden arkadaşımıza, arkadaşımızdan ailesine, ailesinden iş arkadaşlarına dolaşıp duruyor. Bu denli yoğun yansımaları olan duyguların iletiminin bilincinde olmak ne büyük farkındalık, düşünsenize. Gezginin gittiği yolları izlemekten keyif alacağımıza eminim.

Peki farkında olmakla sonuca ulaşıyor muyduk? Hayır, ikinci adım farkında olduktan sonra bu duyguları denetleyebilmekti. Şimdiye kadar hep birtakım duyguların bende kötü düşünceler uyandırdığını düşünürdüm, halbuki mesele bambaşkaymış. Düşüncelerimiz duyguları, duygular da kararları oluşturuyormuş. Biz karar almadan bu karara sebep olan duyguyu ve o duyguyu oluşturan düşünceyi fark ettiğimizde bu düşüncenin yerini alacak başka bir düşünce doğurup yepyeni duyguların bizi sarabileceğini gözlemleyebiliyormuşuz. Peki bu yeni düşünceyi doğurma yöntemi nedir? İşte bu noktada bize iyi gelen şeyi bulmamız gerekiyor: İçsel motivasyonumuzu. Ben stresli, gergin ya da mutsuz hissettiğimde uzun kilometreler boyunca yürümenin beni sakinleştirdiğini fark edebiliyordum, size de dinlediğiniz bir müzik ya da yaptığınız bir spor aynı etkiyi yaratabilir. Emin olun, bir yerlerde sizin sakin ve dingin hissetmenizi sağlayacak bir uyarıcıyı bulmanız zor olmayacak. Yeter ki deneyin

Döngüyü özetle ortaya koyarsak, önce kötü hissettiğinizi fark etmek ve farkındalığın ardından kontrollü bir şekilde düşüncelerimiz üzerinde değişimler yaratmak mümkün. Duygusal zekası gelişmiş diye nitelendirdiğimiz insanlar aslında bu değişimi yaratabilen insanlar. Yalnızca günlük hayatımızda değil iş hayatında da yönetmemiz gereken pek çok kriz durumu ile baş başa kalıyoruz. Bu dönemlerde en çok ihtiyacımız olan şey ise kötü duygu ve düşüncelerimizi en az hasarla uzaklaştırmak. Çözümümüz bahsettiğim döngüde saklı.

Ne dersiniz, sizce denemeye değmez mi?

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar

Yorum Yazın