Aslında bu yazı içinde yeni bir süreç, biraz da yalnızlık barındırıyor.Ancak baştan sona kadar okuduğunuzda, 2015 Ocak ayından beri süre gelen deneyimime tanık olacaksınız.

Ben üniversite hayatıma, o imrendiğim insanlar gibi “hayalindeki mesleği” bilerek başlamadım.İlkokul, ortaokul ve lise öğrenimim boyunca hep “ne olmak istediğinden emin olamayan insan” olarak tanımladım kendimi. Geleceğim ve hayalimdeki meslek konusunda sürekli gelgitlerim oldu. Üniversite tercihlerimi yaptığım esnada hukuk ve psikoloji bölümleri arasında kalıp, psikolojiyi seçerek hayatımdaki en doğru kararı verdim. Şu an bu yazıyı, staj yaptığım University of Cambridge, Psychometrics Centre’ın laboratuvarında yazıyorum. Çalışma saatimiz henüz bitti ve ben bir süre daha burada kalıp bu yazıyı yazmayı tercih ettim.

11791266_458793924290335_1779986518_oÜniversite hayatım boyunca her psikoloji öğrencisinin bileceği gibi, yeni ve gözlemsel olan her şeye dindirilemez bir açlığım vardı. Sürekli bu zamana kadar yapılmış psikolojik deneyler üzerine araştırmalar yapıyor, merakımı gidermeye çalışıyordum. 2015 yılının aralık ayında bilimsel bir araştırma yapmaya karar verdim.Bu konudaki fikirlerimi psikoloji bölüm başkanıma ilettiğimde bana bir çalışma takımı kurmamı ve çalışmalara başlamamızı söyledi.Ocak 2015 ayında ise dünyalar tatlısı takım arkadaşlarımla beraber çalışmaya başlamıştık. Bu bilimsel araştırma evresine kadar gelecek kariyerini psikolog olarak kendi kliniğinde geçirmek isteyen ben, araştırmalar hızlandıkça asıl istediği şeyin bu olmadığını farkeden biri oldum. Aslında, arkadaşlarıyla bir kafede yemek yerken bile karar veremediği için sürekli aynı şeyi yiyen biri olarak bu fark edişlerimi çok da fazla ciddiye almamıştım. Buna rağmen birkaç hafta sonra, araştırma laboratuvarlarındaki staj imkanlarına bakarken buldum kendimi. Benim için çok ‘büyük’ ve ‘hayal’ olan University of Cambridge’in web sitesinde gezinirken psikolojik araştırma laboratuvarı çok ilgimi çeken bir profesöre mail atmaya karar verdim. Hiç beklemediğim bir şekilde mailime bir gün içerisinde dönüş aldım. Benden üç adet referans mektubu istediklerini söylediler. Bu işin bu kadar kolay olmayacağını tahmin etmiştim ama yine de pes etmemeye karar verdim. Okuldaki iki hocama ve TurkishWIN kurucusu Melek Hanım’a benim için referans mektubu yazıp yazamayacaklarını sordum. Hepsi bu duruma çok sevindiler ve benim için harika birer referans mektubu hazırladılar! Referans mektuplarımı ilettikten sonra profesörden bir mail daha geldi ve benimle Skype üzerinden mülakat yapmak istediğini söyledi. Sanırım hayatım boyunca hiç bu kadar gerilmemiş, heyecanlanmamıştım. Mülakat yaptığım gün, bilgisayar ekranıma düşen Skype arama bildirimine baktığımdaki heyecanımı hala dün gibi hatırlıyorum. Mülakat esnasında yaptıklarımdan ve ileride yapmak istediklerimden bahsettim.Görüşmeyi bitirdiğimizde yüzüm gülüyordu ancak hala kabul edilebileceğime ihtimal vermiyordum. (Evet her genç insanın yaşadığı gibi benim de kendimden emin olamama sorunum var! ) Bir hafta sonra aldığım mailde ise kabul edildiğim yazıyordu. Ne diyeceğimi bilemeden, hala inananamamış (!) ve şaşkın gözlerle ekrana bakıyordum.

Kabul mailini aldığımda Şubat 2015’ti.11790235_458794030956991_773916226_oEn yakın arkadaşlarımdan olan Melis ile konuşurken konu Erasmus stajlarından açıldı. Başvuru sistemi birkaç haftaya açılacaktı. Düşündüm ve kendi kendime ‘Neden başvurmuyorum?’ dedim.Başvuru ve dil sınavları sonucunda Erasmus Stajı için de onay almıştım.Planladığım herşey yolunda gittiği için sevinçten delirerek gidiş zamanımın gelmesini bekliyordum.Şu an o günlerdeki heyecanlarımı ve stres dolu bekleyişlerimi hatırladıkça gülümsüyorum.Bugün burada henüz üçüncü haftam.Ancak yazımın başında da belirttiğim gibi bu yazının asıl temasında biraz yalnızlık var. Her ‘evine,ailesine aşırı bağımlı’ insan gibi ben de farklı bir ülkeye tek başıma geldiğimde çok zorlandım.İlk beş gün boyunca tüm arkadaşlarımı sızlanmalarımla daraltıp kızdırdım.Sürekli ailemi,arkadaşlarımı,erkek arkadaşımı ne kadar çok özlediğimi,tüm yazı burda nasıl geçireceğimi düşünüp durdum.Sızlanmaya devam ettiğim ilk günlerimde her uzaktaki insanın en yakın arkadaşı olan Skype imdadıma yetişiyordu.Skype ile babamı aradım.Ona ne kadar stres dolu olduğumu, bu staj süresince başarılı ve yeterli olup olamamaktan korktuğumu ve Türkiye’yi ne kadar özlediğimi anlattım. O ise sadece gülümseyerek beni dinledi. Benimle gurur duyduğunu, yaşadığım tüm bu şeylerin kariyer basamaklarını tırmandığımın bir işareti olduğunu söyledi. Gerçekten de öyleydi. İnsan hayat içerisinde büyük geçişler yaşarken ne kadar harika şeylere imza attığını fark edemiyor.Ben de işte tam olarak böyle bir durumun içindeydim.O günden sonra zamanın getirdiği adaptasyon süreci ve yaptığım işten aldığım zevk, birkaç gün içerisinde çok çok mutlu bir insan olmama neden oldu.  Çoğu zaman,bir süreci bitirmek için harcadığımız eforu o sürecin güzelliğini idrak edebilmek için harcayamıyoruz.Daha doğrusu bunu farkedemiyoruz.Kendi hayatımız için büyük başarı olarak nitelendirebileceğimiz adımlarda, aslında kendimize yepyeni deneyimler katıyoruz. Ben burada dünyanın en harika ev arkadaşı ve ev sahipleriyle birlikte yaşıyorum. Staj yerim ise bıkmadan sorularımı cevaplayan dünya tatlısı insanlarla dolu. Şu an kendimi geliştirmek için sahip olduğum imkanlar hayal ettiğimin çok daha üzerinde. Benim için başarı her zaman kişinin mutluluk seviyesiyle orantılı oldu. Bugün burada öğrendiğim her şeyde mutluluk hissediyorum.Umarım bu yazıyı ve deneyimlediğim bunca şeyi okuduktan sonra siz de etrafınızda gördüğünüz ve farkına varamadığınız tüm o mutluluk dolu başarıları fark edebilirsiniz!

Yazar Hakkında

Fatih Üniversitesi-Psikoloji, İstanbul Üniversitesi-Sosyoloji

İlgili Yazılar

Yorum Yazın