Bu soruya hayatımın yüzde beşinde maruz kalıyorum, o yüzden başlığa direkt koydum. Fizik bölümü öğrencisi dahi değilim, yan dal çalışmam var sadece. Orası bambaşka bir konu, “İşletme öğrencisisin fizik ne alaka?” zaten bu sorunun ön koşulu. Elimizde “Zor olmuyor mu?”, “Geçebiliyor musun?” ve benim favorim olan “Bir insan fiziği nasıl sevebilir?” adlı sorulardan da bolca bulunmakta. Gelin size hepsini bir çırpıda cevaplamaya çalışayım.

Uzatmadan hemen hikayeyi anlatayım, müzik teorisine meraklı bir “öğrenci” olarak, konservatuvara başlamak için bir hayli geç kaldığımdan, akustiğe sardım. Ben de tuttum, altı ders üç yılda dedim, kalktım size Fizik yan dal yaptım. Şimdi akustik dersleri mi alıyorum, ne yazık ki o konuda umduğumu bulamadım ama, şu an aldığım temel dersler ufkumu bir hayli açtı diyebilirim.

Berlin'de gittiğim bir modern sanat sergisinde en çok dikkatimi çeken kısım. Notaların sesleri ve hızları arasında bağ kuran bir çalışmaydı.

Gittiğim her sergide müzikle ilgili çalışmalar en çok aklımda kalanlardır, hele piyano varsa başımın tacı. Yer: Hamburger Bahnhof – Berlin.

Zor olmadı mı, geçebildim mi gibi soruların cevapları, her başarılı öğrenciden duyduğunuz cevaplarla aşağı yukarı aynı olduğundan üstünde fazla durmayacağım. Şunu diyeceğim sadece, kolay değildi ama roket de yapmadım arkadaşlar. (Onu da bir gün deneriz kısmetse.)

Şu bir insanın fiziği hangi koşullar altında sevebileceği sorusuna cevap vermeye can atıyorum. Bir fizik uzmanı olduğumu iddia edemem, ama bence fizik doğayı dinleme sanatıdır; ya da sanat dallarından biridir, tıpkı diğer bilimler gibi. Varlığın, evrenin sırları kime ilginç gelmez? O karmakarışık formüllerin ardında aslında yaşadığınız hayat duruyor. Fizikte akıl yürütmek o kadar pratik ki, aslında bildiğiniz şeyleri açıklamaya çalışıyorsunuz; ya da sizin göremediklerinizi görmeye nail olmuş saygıdeğer bilim insanlarının açıklamaları karşısında hayrete düşüyorsunuz. Lisedeki fizik hocanız hiç böyle şeyler söylemedi değil mi?

Haberlerde yerçekimi dalgaları bulundu dediklerinde bu kadar sevinemezdim belki de. Kaynak: akademisyenler.org

Aklıma şu tepki de şimdi geldi: “İş bulmanda yardımcı olmayacak.” İş, hayatımın büyük bir kısmını oluşturacak burası çok doğru; lakin ben yürüyen iş olmaktan çok uzağım. Varsın olmasın; benim beynimin kullanılmamış fonksiyonlarını uyandıran, müzik bilgilerimi en içten şekilde destekleyen, yaşadığım dünyayı her öğrendiğim yönüyle daha anlamlı kılan bu uğraşımı bırakmak için bir neden göremiyorum.

Son sorumuz da gelsin o zaman, “Ne yapacaksın bununla?”. Mucit olma yoluna baş koymuş değilim henüz, fiziğin çok derin boyutlarını anlayamadığım da doğru. Size ne yaptığımı söyleyeyim isterseniz, aklıma bir soru geldiğinde bir kenara not alıp cevabını da anladığımda mutlu oluyorum. Ha bir de işletme öğrencisi olarak fizikle uğraşmanın havasını ata ata bitiremedim. Yetmez mi?

Sadece fizikle sınırlamadan, herkesi değişen dünyamıza daha yakından kulak verebilmek adına en az bir bilim dalıyla uğraşmaya davet ediyorum. Dediğim gibi, “icat çıkarmak” zorunda değiliz her zaman; ama bir makaleyi, bir teoriyi gördüğümüzde heyecanlansak yetmez mi? (Mesela kuantum teorisi beyin yakmak isteyenlere bire bir, veya Einstein’ın rölativitesi ve karşı argümanlarıyla zaman algınıza meydan okuyabilirsiniz!) Ve bir gün, kafamızda o dahiyane fikrin canlanmayacağını kim söyledi? Bilimle dünyayı anlayıp sanatla yorumlasak da ballı kaymak olur.

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar

Yorum Yazın