Bu ülkede bir şeyler oluyor! Olmuyor-muş gibi davranmak imkansız, herkes öyle ya da böyle etkileniyor bu olanlardan. Yanı başımızda İstanbul’un göbeğinde bombalar patlayabiliyor mesela; genç yaşlı, kadın erkek, zengin fakir ayrımı yapmadan ölüm birilerini bu dünyadan alıp götürüyor. Dışarı çıkmaktan, hayata karışmaktan ya da devam etmeye çalışmaktan korkar olduk. Türkiye’de hayat durma noktasında, acı da olsa bu gerçekleri kabul ederek başlayabiliriz anlamaya.

Kaos korkuyu, korku ise kaosu doğurur. Önce hangisinin başladığını anlamak zor, çember bir kere dönmeye başladı mı kırması zor vs. Peki bizler, geleceğini inşa etmeye çalışan, adil-eşit-mutlu bir hayat isteyen başarılı ve idealist gençler nasıl bir tepki vermeliyiz bu olanlar karşısında? Siyasi fikirleri bir yana bırakarak, hayatını oluşturmaya çalışan bu ülkenin “yarınları” olarak nasıl görmeliyiz bu yaşanılanları?

Gözlemlerimden yola çıkarak, yaşanılanlara verilen tepkileri  3 ana grupta değerlendiriyorum ben:

  1. Ölenlerin kimliğine göre sevinip üzülenler, “o’cu bu’cu” diye insanları ayırıp büyük resmi kaçıranlar.
  2. Patlamalar hiç olmuyormuş gibi davrananlar, deyim yerindeyse “mış gibi” yaşayanlar.
  3. Olanlar karşısında çok fazla etkilenip okuluna, işine, hayatına devam edemeyenler.

Ben 2 hafta öncesine kadar 3. gruptaydım. O kadar etkileniyordum ki adeta hayatım duruyordu. Yapmak istediğim hiçbir işi tamamlayamıyordum, adeta yaşam enerjimi kaybetmiştim. Sorumluluklarım, amaçlarım, beni her gün heyecanla uyandıran ve ilham veren her şey anlamını yitirmiş gibiydi. Geleceğe dair hissettiğim belirsizlik korku ve kaygılarımı tetikliyor, hayatını kaybedenlere karşı hissettiğim sorumluluk vicdan azabı gibi her gittiğim yere benimle geliyordu. Kitlenip kalmıştım. Tünelin sonunda ışık görünmüyordu.

Bilişsel-Davranışçı Terapi sisteminin hayatıma kattığı ve bana çok iyi gelen bir yanı var, insan hayatın kendisine ne getireceğini bilemiyor, hele de Türkiye’de yaşıyorsa :) Her an her şey olabilir şahsına münhasır ülkemizde. Biz neler olacağını seçemeyiz fakat olaylar karşısında nasıl tepki verebileceğimizi seçebiliriz.

Ve ben artık harekete geçmeyi seçiyorum!

Her zamankinden daha aktif, daha yaratıcı, daha çalışkan olmak için zorluyorum kendimi. Daha fazla üretiyorum, düşünüyorum, inançla/umutla, belki de inatla güzel şeyler oluşturmaya devam ediyorum. Kısacası kendi savaşımı veriyorum.

Yaşananlara alışmıyorum. Soru sormaya, anlamak için çaba harcamaya her zamankinden daha çok zaman ayırıyorum. Anlamadan değiştiremeyiz çünkü. Bilgi güçtür.

Ya da pollyannacılık oynamıyorum, kafamı kuma gömmüyorum, yaşadığım gerçekliği her an duyumsamaya devam ediyorum. Yaşananları kabul etmiyorum/etmeyeceğim hepsi bu.
Daha fazlasını istemeye, hakkımı aramaya, benim olanı almaya çalışmaya devam edeceğim. Bu ülkeden vazgeçmiyorum, yaşadığım her gün birilerinin hayatını daha güzel kılmak için uğraşacağım.

Belki bombaların patlamasını önleyemem… Ben bir insanım ve elimden gelenler çerçevesinde kendimi yargılamak durumundayım. Bombalara engel olamamakla birlikte bu yazıyla insanları yaşadığımız hayatı güzelleştirmeye davet edebilirim!

Lütfen vazgeçme!

Sen olmadan bir kişi eksiğiz.

Hala iyi insanlar kötülerden daha fazla.

Umarım bir nebze de olsa devam edebilmek için aradığın o enerjiyi sana verebilmişimdir!

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere…

 

Yazar Hakkında

Marmara University, Psychological Counseling & Guidance

İlgili Yazılar

Yorum Yazın