Barbican Centre’ın Zorlu Center’a da getirdiği Dijital Devrim sergisi ne yazık ki 12 Haziran’da sona erdi;  şanslısınız ki ben de en son gününde bu sergiyi  yakaladım. :)  Bugün elimize oyuncak olan birçok teknolojik aygıtın ve tasarımın elli-altmış yıllık tarihlerine tanık olmak oldukça heyecan vericiydi. Sergide bilişimden tutun da mimariden, müzikten ve modadan birçok mihenk taşını ve en son örnekleri görmek mümkündü. Sergilenen parçaların açıklamaları da her kitleden insanın anlayabileceği şekildeydi, ayrıca interaktif etkileşime de olanak tanıyordu, bu yüzden hiç sıkılmadım. Öyleyse ne duruyoruz, haydi size aklımda kalanların küçük bir turunu attırayım!

Nintendo oyun konsolları. Kaynak: toothpicnations.co.uk

Sergiye Pac-Man ve hatta Pong gibi daha eski oyunları, koca makinelerin başında oynayarak başlıyoruz. Sonra sağ tarafta, Apple’ın o zamandan beyaz ve komik ekranları duruyor. Devam ettikçe, karşımızda kendimizi Daniel Rozin’in aynasında (Mirror No.10), biraz dağılmış görüyor olabiliriz ama yeni başladık hele durun. Zaten şurada da 70lerden oyun konsolları var. Çocuklara İngilizce konuşmayı öğretmek için yapılmış birisi, ki cihazların konuşabilmesine temel olmuş. Sonra Apple’ın en büyük rakiplerinden, efsanevi Atari geliyor. Yanda da 1985’ten kopup gelen Super Mario, bilgisayarda olduğu kadar Nintendo’nun Game Boy’una ilham olan Game & Watch konsolunda da bizi karşılıyor.

 

Gravity filminde kullanılan “ışık kutusu”. Kaynak: pixels.uk.com

 

Oyunlardan biraz uzaklaşıp biraz mimari ve görsel efektler teknolojilerini keşfedelim. Inception filmindeki o meşhur sahneyi; Paris’in aşağıdan dürüm gibi olduğu sahneyi hatırlamışsınızdır. Bu üç boyutlu bir makineyi elimizle kontrol ederek şehrin üç boyutlu halinin nasıl oluşturulduğunu görebiliyoruz! Sonra da Factory Fifteen’in filmlerine uyguladığı kat kat efekti ve ince çalışmayı gözlemleyebiliyoruz. Biraz ileride FIELD stüdyosunun tamamen çizimlerle oluşturulmuş, imgelerle dolu Energy Flow filminden bir parçaya göz atıyoruz. O koca ışıklı kutu da ne, evet ismi de aynen öyle söylüyor bize. Gravity filmindeki uzay sahnelerinin çekilebilmesi için yaratılmış Lightbox (Işık Kutusu). İlk önce sahneleri tamamen çizimle oluşturuyorlar, sonra arka planı ekliyorlar, bir sonraki aşamada da oyuncunun arkasına Lightbox aracılığıyla arka planı koyuyor ve çekimlerini gerçekleştiriyorlar. Bu kısımda anlattıklarımdan ayrı olarak, bulut teknolojilerinin çizim endüstrisine çok büyük katkısı olduğu özellikle vurgulanıyor.

iMiniSkirt. Kaynak: uk.pinterest.com

iMiniSkirt. Kaynak: uk.pinterest.com

Moda ve teknolojinin birlikteliğinden neler doğmuş, şimdi de onlara bakalım. Uzaydaki sıcaklık değişimine göre renk değiştiren AEther, sizin seçiminize göre desen değiştiren iMiniskirt, üstüne güneş panelleri dikilmiş Wearable Solar gardırobumu gözden geçirmem gerektiğine işaret ediyor. Mesajı aldıktan sonra, ALS hastalığına yakalandığından dolayı hareket edemeyen graffiti sanatçısı Tempt’in EyeWriter sayesinde göz hareketlerini çizime dönüştürme sürecini anlatan bir video seyrediyor, kendi göz hareketlerimizi de bir oyunda kullanma fırsatı bulabiliyoruz.

 

 

 

 

Yuri Suzuki ve will.i.am'in Pyramidi şarkısı için kullandığı elektronik enstrümanlar. Kaynak: dunya.com

Yuri Suzuki ve will.i.am’in Pyramidi şarkısı için kullandığı elektronik enstrümanlar. Kaynak: dunya.com

 

Geldik benim en sevdiğim kısma. Piyano görünce afedersiniz koştum biraz ama o da nesi! Meğerse bastığımız notada yayın yapan bir radyo istasyonunu görüntülüyormuşuz! Onun ilerisinde koca ekranların önünde sarkan kulaklıkları tek tek takıp Ólafur Arnalds, Björk, Radiohead gibi sanatçıların, müziği görsellik ve bilimle bağdaştıran eserlerini dinliyor; Squarepusher’ın Music For Robots’unda 78 parmaklı bir gitaristin ve 22 kollu bir davulcunun şaheserine tanık oluyoruz. Sonra da Brian Eno ve Philip Glass’ın, kullanıcılara kendi müziğini yapma olanağı tanıyan arayüzlerinde elektronik müziğin sakin örnekleri üzerinde çalışıyoruz. Gezerken gördüğümüz synthesizer ve mixer’ların uygulamalarını yanlarındaki dinleme istasyonlarından da dinlediğimiz gibi, sözünü ettiğim ekranların karşısında bunları nasıl aştığımızı daha iyi anlıyoruz. Müzik bölümünün son parçası olarak, Yuri Suzuki’nin will.i.am için ürettiği otomatik enstrümanlarla çalınan Dreamin’ About the Future adlı şarkıyı dinleyebiliyoruz.

Sergiyi, lazerlerin hareketlerimizi algılayıp tepki verdiği bir ışık odasını ve görüntümüzle doğum, yaşam ve ölümümüzü kuşlarla anlatan bir hikaye sekansını ziyaret ederek tamamladığımızı düşünürken aşağıda sürprizlerle karşılaşıyoruz. Birkaç masa üzerine kurulmuş bilgisayarlarda değişik oyun konsollarında birçok oyunu deneyimleyebiliyoruz.

Yeniden doğuş animasyonu. Kaynak: tomorrowpr.co.uk

Dijitalizasyonun hayatımızın ne kadar içinde olduğuna, ve aslında ne kadar basit adımlarla başladığına dair artık biraz olsun bir fikrimiz var. Temellerini gördükten sonra, bugünkü seviyeye ne kadar hızlı ulaşıldığını fark etmemek mümkün değil, insan bu inanılmaz devinimin bir parçası olmak istiyor! Teknolojide gelinebilecek son noktaya gelmişizdir diye de düşünüyor olabiliriz, ama hala daha iyi yapmak istediğimiz şeyler olduğuna göre dijital dünyanın olanaklarından daha fazla yararlanmanın yollarını arayabiliriz. Hepimize şimdiden kolaylıklar!

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar

Yorum Yazın