Bu ay yazmak istediğim konu belliydi aslında ama öyle biriyle tanıştım ki kesinlikle herkese bahsetmem lazım diye düşünerek bu yazımda o güzel insandan bahsetmek istiyorum: Kutlu Özmakinacı.

Yüksek Sadakat grubunun kurucusu, şarkılarının söz-müzik yazarı, bas gitaristi olduğunu birçok kişi biliyor zaten. O sözlerin nasıl yazıldığı hep merak etmişimdir. Bir şeyleri direk söylemek yerine şarkının bir parçasına farklı sözlerle söylemek istediğini yerleştirmek; hatta bunu öyle bir yapmak ki dinleyicilerinin sürekli ” Vay bee ben bunu kırk yıl düşünsem aklıma gelmez” cümlesini tekrarlamalarına neden olmak… Ee bunları biliyoruz zaten diyorsanız okumaya devam edin.
İki gün öncesine kadar yayın grubunun içinde dergiler bölümünde staj yapıyordum. Yayın grubu olduğu için tüm medya kanalları içiçe çalışıyor. Yani, ünlü simaları bol bol görebileceğiniz stüdyolarla dolu bir alan. Bir çok tanınmış isimle tanışma fırsatı buldum orada. Kimilerinin arkasından ismini bile anmak istemedim, kimilerini de böyle herkese anlatmak istedim. Perşembe günüydü. Arkadaşım gelip “Bugün Yüksek Sadakat gelecek.”dedi. Nasıl heyecanlandığımı anlatamam. Öğle arası kendi departmanımla gideceğim yemeğin saatini ona göre ayarlamaya çalıştım. Önemliydi benim için çünkü bir yazar olarak o sözlerin nasıl yazıldığını çok merak ediyordum. En çok merak ettiğim şey de bu sözleri Kutlu Özmakinacı’nın nasıl bir ilhamla yazdığıydı.
Genelde sevdiğim insanları görünce donup kalırım. Yine öyle oldu. Çekimlere devam edilirken tek bir kelime bile konuşamadım. Bitmesine yakın arkadaşım fotoğraf çekinmek istediğimizi söyledi. Olumlu cevap alınca biraz rahatladık. Fotoğrafı çekindikten sonra biranda “Şarkı sözlerinizi nasıl yazdığınızı çok merak ediyorum” dedim. O sırada lafımız bölünd67519114_tn30_0ü ve çekimin son karelerinin tamamlandı. Bir umut stüdyoda beklerken bir de ne göreyim, Kutlu Özmakinacı yanıma geliyor. “Sizin bir sorunuz vardı.” dedi ve ayaküstü sorumu sordum. “Gelin şöyle oturalım anlatayım” dedi. “Vaktinizi almayalım” desek de “İşim yok vaktim var.” dedi. Bakın bunu kimse yapmıyor bu devirde. İnsanlar yanına yaklaştığınız anda en ufak bahaneyle kaçıyor. Bir de sürekli göz önünde bulunan sanatçıların zaten vakitleri hep dolu oluyor, olmasa bile boş vakitleri olduğunu söylemekten çekiniyorlar çünkü muhatap olacakları insanların nasıl kişiler olduğunu, ne tarz muhabbete maruz kalacaklarını bilmiyorlar. Buna rağmen müsait olduğunu çekinmeden bizlere söyledi.  Saatlerce orada muhabbet ettik. Merak ettiğim her şeyi sordum ve tüm detaylarıyla anlattı. Anlattıkça şaşırıyordum çünkü daha önce böyle sabırla, samimi cevap veren kimseyi görmemiştim. Daha sonra dergilerden bahsettik. Bir zamanlar Blue Jean dergisinin Genel Yayın Yönetmeni olduğunu söyledi. Nasıl yani? Yıllarca severek okuduğum, katlanmamış posterlerine hayran olduğum, müzikle ilgili tek geçtiğim dergide de mi bu güzel insanın imzası varmış? Şaşırmadım çünkü tam isabet, şaşırdım çünkü neden hiç araştırmadım…

20160303_174308 Bir anda doğaçlama bir şekilde kahve içmeye karar verdik. Muhabbetimizden hiçbir şey eksilmeden son gaz devam ediyorduk ki telefonu çaldı. “Açmam gerekiyor kusura bakmayın.” dedi. Ne kusuru Allah aşkına, hem sorularımızla esir aldık; hem de acil çağrı olmasına, yaşça küçük olmamıza rağmen bize saygısını o kadar güzel koruyordu ki… İncelik bu küçük ayrıntılarda gizli işte. 17.00’da biryere gideceğini söyledi telefonda ve zamanın nasıl geçtiğini unuttuğumuz için saatin çoktan 17.17 olduğunu görünce tekrar arayıp görüşme saatini erteledi. Yanımızdan apar topar kalkıp gidebilirdi, yüzünü düşürüp sohbeti sonlandırmamızı sağlayabilirdi ama yapmadı ve konuşmaya devam ettik. Daha önce çok karşılaştık umursamaz tavırlarla ve o an gerçekten yoğun olan biri bize zaman ayırıyordu. İnanın her geçen saniye şaşkınlığım artıyordu. Dayanamayıp bunu kendilerine söyledim. Kimlerle ne şekilde iletişim kurmaya çalışıp da kuramadığımı anlattım. Gençlerle konuşup, bir şeyler paylaşmayı sosyal görev olarak gördüğünü anlattı. Yani şimdi daha ne söylesem bunun üstüne çıkamayacak diye düşünüyor olabilirsiniz ama Kutlu Özmakinacı’da her zaman bir üst level daha var. Ona ulaşmak istediğimiz zaman en kolay ulaşabileceğimiz  iletişim bilgisini paylaştı bizimle. İstanbul’dan ayrılmadan bir gün önce hem vedalaşmak hem de bir konuda yardım istemek için iletişime geçecektim ama nasıl çekindiğimi anlatamam. Neyse bir cesaretle adım attım ve bana o kadar güzel karşılık verdi ki… İşte buydu. Baştan sonuna kadar hiç yanıltmayan, iletişimimiz boyunca her seferinde daha iyisini yapan insan. Son kelimeye vurgu yapıyorum: İnsan! Çünkü insan olmanın artık ayıplanacak seviyeye geldiği bir toplumda böyle birine kolay rastlanmıyor. Bize ayıracağı vaktiyle kendisi için bir şeyler yapabilirdi ama bize yardımcı olmayı tercih etti. Hiç unutmuyorum The Strain dizisinde bir replik vardır: ” Onurlu insanları onursuz insanlardan ayıran şey, hayatta az ve önemli olan anlarda nasıl davrandıklarıdır.” Soru sorduğum an benim için az ve önemli bir andı. Kutlu Özmakinacı önce o süreyi uzattı; daha sonra iletişimimizi devam ettirebileceğimizi söyledi.
Hep çok sert göründüğünü söylerler, evet ben de kliplerden öyle görürdüm ama yumuşacık kalbi olan biriyle karşılaştım. Bunu kendisine de söylemiştim. Fakat bir şeye çok karşıyım: Tanımadıkları insan hakkında çok egolu diye yorumlar yapanlar var sözlüklerde, ayıptır! Bakın açık açık, güzel güzel anlattım. Evet sert görünüyor olabilir ama bunu egoyla bağdaştıramazsınız. Şu konuda hem fikir olalım; O güzel şarkı sözlerini ancak böyle güzel bir insan yazabilirdi çünkü derin sözleri derin insanlar yazabilir. Kutlu Özmakinacı’nın tavsiyesi var, bol bol okumak! Bu tavsiyeye kulak verelim.
kutlu-özmakinacı-kampussesver-yazar-merve-inanduçar (3)
İşte böyle güzel bir sanatçıyla karşılaşmak bana 2016’nın hediyesi oldu. Kutlu Özmakinacı’yla tanışmak bir şerefti benim için. Şimdi Yüksek Sadakat şarkıları daha anlamlı. Sürç-i lisan ettiysek affola diyerek yazımı sonlandırıyorum. Hoşça kalın :)

Yazar Hakkında

Yazar "Yüksek Topuklar Yüksek Umutlar" Erciyes Üniversitesi/ Maliye

İlgili Yazılar

Yorum Yazın