Bu ay ki yazımda, Uludağ Ekonomi Zirvesinde tanıma fırsatı bulduğumuz, ardından bir kaç hafta sonra o kadar yoğunluğunun arasında okulumuza yaptığımız daveti geri çevirmeyip, hatta bunun için iki görüşmesini iptal eden, yardımseverliğiyle adı ön plana çıkmış bir iş insanından bahsedeceğim sizlere. Bana ve bir çok arkadaşıma rol model olan Sezgin Baran Korkmaz, girişimciliğe bir çoklarının aksine sermayesiz başlamış. Hatta çocukluğuna inersek 7 yaşında ayakkabı boyacılığı ile başlayan iş yaşamı, dönerci dükkanında çalışarak devam eden, ardından pazarlama sektörü ile ilerleyen çalışma hayatı ve şuan bünyesinde bir çok farklı sektörden şirketlerin bulunduğu bir holdingin sahipliğine kadar uzanıyor. Açıkçası, ne kadar kendisinden bu yolculuğu ile ilgili bir kaç hikaye dinlesem de sizler gibi ben de bu uzun yolculuğu ayrıntılı olarak öğrenmek isterim. Umarım bir gün bu hikayelerini anlattığı bir kitabı çıkar da bizlere de öğüt niteliği taşır ve onun tecrübelerinden faydalanabiliriz.

   Topluluk olarak okulumuza bir çok iş insanlarını davet ediyoruz. Elbette ki hepsi de çok değerli insanlar fakat şuana kadar hiç bir söyleşide tüm salonun sıkılmadan sonuna kadar kaldığı ve hatta sınavı olup mecburen çıkması gerekenlerinde izin alıp istemeye istemeye gittiklerini hiç görmemiştim. Bu tabii ki de Baran Bey’in yaşadığı hayat tecrübesi ve engin birikimini, bir de biraz mizahi biraz da duygusal olarak, insanı bağlayıcı bir şekilde anlatmasından ileri geliyor. Hatta o gün onun sohbetine doyamadık ve soru-cevap kısmının uzaması neticesinde bizim yüzümüzden uçağını bile kaçırdı.

   Paylaştıkça kazanmak felsefesine inanmış bu yardımsever insan, bir gün oğlunun sünnet düğününde herkese boş bir kese dağıtır ve içlerine getirdikleri takıları ile beraber isimlerini ve adreslerini koymalarını ister. Bu durumu başta idrak edemeyen davetliler şaşırırlar. Sözlerine en büyük hayalinin ülkenin doğusu ile batısını birleştirmek olduğunu belirterek, düğünden önce duyduğu, Kars’ta kız öğrenciler için acil bir yurda ihtiyaç olduğu gerçeğini öğrenip kayıtsız kalamaz ve orada toplayacağı hediyeleri Kars valisine bağışlayarak bir yurt yapılmasını sağlayacağını söyler. Bunun üzerine tüm davetliler Baran beyi ayakta alkışlarlar.

    Bu felsefe anlayışını oğluna da öğretmeye çalışan Baran Bey, yazın oğluna kendi iş yerlerinin önünde simit sattırıyormuş. Sonrasında Somali gibi yardıma muhtaç insanların olduğu yerlerde, kazandığı para ile marketten aldıkları şeyleri oğluna dağıttırıp paylaşmanın önemini gösteriyormuş.

    Ona göre girişimcilik “Olmayan bir şeyden varlık yaratmak, olmayan bir şeyi  bir yere getirip onun çıkışını yapıp, ondan sonra kazanılanı alıp yeniden ekonomiye katabilmektir”. Kendi ifadesi ile elde ettiği karın yüzde 70’ini hayır işlerinde kullanıyor. Böyle olduğunda daha çok kazandığını ya da kazanacağını düşünüyor. Zamanında ayakkabılarını boyarken bahşiş verenlerin çocuklarına bugün burs veren bu yardımsever insan bizlere yardımseverliğin tüm kapıları açtığını, “Komşusu açken tok yatan bizden değildir.” sözünü en iyi örnekleyen insanlardan biri oluyor.

   İleri görüşlülüğünü ve çalışma disiplinini; bünyesine 27 adet batma noktasına gelmiş şirketleri satın alıp, sayesinde 4 bin kişinin de işsiz kalmasını engelleyerek kanıtlamıştır. Belki bundandır onca kişinin hayır duasını alıp hızlı bir şekilde buralara gelmesi. İnsanlara 100 tam puan vererek başlıyor yaşam felsefesi. Bu anlayışa göre kötü olanlar o 100 puanı çabucak tüketecektir. Bize zaman kazandırıp giderler. Fakat geriye o puanı iyi kullananlar kalır. Baran Bey aynı zamanda verdiği sözde de duran bir insan. Okulumuza geldikten bir kaç gün sonra biz bir konferans için topluluğumuzdan yaklaşık on kişi ile İstanbul’a gidicektik. Baran Bey’e de okulumuza geldiği gün, onları ziyaret etmek istediğimizi söyledik. Bir kaç gün sonra holdinge gittiğimizde inanın o yoğunlukta bir iş insanının, ağırlayabileceği en iyi şekilde bizi ağırladı. Geldiğimiz sırada yurt dışından misafirleri ile toplantısı vardı ve bitiminde bizi beklettiği için özür dileyip toplantı odasına aldı. Tabii o an öğrenci kimliğimizden çok toplantıya gelen bir şirket sahibi gibi hissetmediğimizi söyleyemem. Çünkü Baran Bey’in bize hissettirdiği de oydu. Neyse lafı çok uzatmadan şunu söylemeliyim ki o gün çok güzel bir gün geçirdik. Bir de bunlara ek olarak iyi bir restoranda yemek yedirmesi ve iki gün sonra teknesiyle yaptırdığı boğaz turu gerçekten hepimizin hafızalarında güzel bir yer bıraktı.

   Yazıma yine Sezgin Baran Korkmaz’ın bir öğüdü ile son vermek istiyorum. “Hayal kurun. Hayal kurarken sizi ne kadar taşlarlarsa taşlasınlar hiç vazgeçmeyin. Hayale öyle bir yapışın ki o yapıştığınız şey sizi asla bırakmasın ama siz asla ve asla vazgeçmeyin…”

Yazar Hakkında

Elif Erim

GKT Genel Sekreteri
UGM Girişimcilik Elçisi
GKT Overlok dergisi kurul üyesi
Samsung Marka Elçisi

İlgili Yazılar

Yorum Yazın