Bruges: Kahvaltıda waffle, akşam yemeğinde midye ve patates yenen bir diğer şehir.

br4

Kimi onu Manneken Pis, kimi waffle, kimi çikolata, kimi dondurma, kimi midye, kimi patates kızartması ile bağdaştırır. Batı Avrupa’nın leziz ve Orta Çağ kokan ülkesi Belçika’ya ister geçerken uğrayın, ister son durağınız olsun, mutlaka görün!

Hemen her Avrupa şehrinden trenle ulaşılabilen Belçika’nın iki gözdesi var: Brüksel ve Bruges. Ülkenin başkenti Brüksel, tabelaların hem Fransızca hem Flemenkçe yazıldığı ve ciddi sayıda yabancının yaşadığı güzel kokulu şehir -ya da direkt waffle kokulu denebilir. Bruges, Brüksel’in kuzey batısındaki Orta Çağ ruhunu kaybetmemiş ikonik şehir. Bilmeyenler için, her ikisinde de yönümüzü bulmamızı sağlayan Use-It’ten bahsetmek isterim. Sayılı Avrupa şehri için bulabileceğiniz Use-It haritalar, şehrin lokalleri tarafından çizilen ve onların tavsiyelerinin yazdığı keşfedilmemiş madenler diyebiliriz.br1

Trende Use-It’de şehrin en iyi wafflelarının olduğu yazan Oyya’da beyaz çikolatalı ve muzlu waffle’larımızın yanına Café au Lait alıp  St-Salvatorskerkhof’un merdivenlerinde kahvaltımızı ediyoruz -dikkat burası 11.00’de açılıyor. Bu sayede/yüzden açılışa kadar tren garı ile efsane tatlıcı arasındaki Minnewater’dan geçiyor ve Wijngaardbrug’da Bruges’ü-bira mayası, waffle ve doğa kokluyor ve beyaz kuğuları izlemek için duraklıyoruz.

Flanders’da feminizmin çıkış tarihi çok eskilere dayanıyor, yaklaşık 1200 yılları. Bir grup dindar kadın inançları doğrultusunda kendilerine “beguines” diyerek Hz. İsa’yla evlenmek gibi eylemlerde bulunuyorlar. Bugün bu kadınlardan yirmi altısı halen buradaki Beguinage denen, kapıların 18:30’da kapandığı ve sadece kadın misafir ağırlayabildikleri yerde yaşıyorlar. Beguinage’da yaşıyormuş gibi fotoğraflar çekip, Michelangelo’nun İtalya dışındaki nadir eserlerinden biri olan Madonna ve Çocuk’unu görmek için Church of Our Lady’e giriyoruz. Meryem br3Ana ve bebek İsa’nın önünde mum yakıp ilk yapıldığında şehrin tarihi yapısını bozacağı gerekçesiyle büyük tepki alan Konser Salonu’na bakıyor ve Kuzey’in Venedik’i olarak da bilinen Bruges’ü bir uçtan diğer uca kanallarından görmek için turistik botlara biniyoruz. Seksenlerin kıyafetlerini satan ikinci el mağaza Think Twice’dan malesef elimiz boş çıkıyor, şehrin daha derinliklerinde lokal bir birinci el mağaza olan Twee Meisjes’e giriyoruz. Şehrin dört bir yanı fotojenik olsa da mağazanın çaprazında Grauwwekersstraat’ı bir ayrı beğeniyoruz ve hafızalarımıza kazıyıp Stadsschouwburg; yani şehir tiyatrosuna geçiyoruz.

Derken büyük meydana geliyoruz; iki yanda ikonik kısa boylu Belçika binaları, bir yanda meşhur Belfry, bir yanda ise Historium, posta ve mahkeme binaları. Şehrin en önemli sembollerinden biri Belfry, öyle ki Bruges’e Çan Şehri de deniyor. 366 basamak çıkarak bu çan kulesinden şehrin hakimi hissediyor, Orta Çağ’da hazinelerin ve önemli arşivlerin saklandığı sandıkları görüyor ve yangın gibi tehlikelerin gözlendiği, halkın farklı şekillerde çanlarla (sabah işe başlama, öğlen arası, yangın, duyuru, düşman tehdidi…) nasıl çağrıldıklarını hayal ediyoruz.br2 Bu turistik meydanda patates kızartması, midye, waffle ve daha birçoğunu yiyebileceğimiz birçok restoran var. Kanallardan gördüğümüz yerleri bir de yürüyerek görmek istiyoruz, kanalı kuzeye doğru takip ederek St. Walburga Church’e ulaşıyoruz ve bu -satışa çıkarılmış?!- barok kiliseyi inceliyoruz. Merkezden bu kiliseye yürürken Vismarkt; yani Balık Pazarı’nı atlamıyoruz tabii.

“Çok canımız çekti biz de göreceğiz, biz de yiyeceğiz!” diyenler için; başlıkta belli ettiğim üzere bölgenin spesiyalitelerinden midye, patates kızartması, waffle ve daha birçok tabak yemeğini hemen her restoranda bulabilirsiniz. Ama Use-It’i olmayanlar için birkaçını belirtmek gerekirse: Ganzespel, Cafe Vlissinghe, Pas Partout, Lion Belge, Frituur Royal (vejeteryan patates kızartması), Bocca (makarna), Da Vinci (dondurma) başarılı tavsiyeler… Ayrıca merkezindeki elliden fazla çikolatacıyla Bruges muhtemelen dünyada çikolatanın en yoğun olduğu şehir, yeterince yemeden şehirden sakın ayrılmayın gezentiler!

Yazar Hakkında

Galatasaray Lisesi'nden mezun olup Galatasaray Üniversitesi İşletme Bölümü'nde okumaya başladım. Farklı kültürleri tanıyarak dünyayı gezmeyi tatillere sığdıramadım; lisenin bir yılını Kanada'da, geçtiğimiz yazları da İngiltere'de yaz okulunda ve Fransa'da stajda geçirdim. İlgiyle katıldığım etkinliklerin ve gezdiğim yerlerin yanı sıra kulağa küpe notlar da paylaşacağım sizlerle.

İlgili Yazılar

Yorum Yazın