Bir Cuma öğleden sonranın, ne olacağını saklayan puslu havasında, hafif ılık bir kalorifer kenarından ve henüz yarısına bile gelemediğim kitabımın ‘beni oku’ göz kırpmaları altında sesleniyorum sizlere; Merhabalar Herkese!

Parmak uçlarımda ilk yazım oluşunun heyecanıyla, küçük bir kız çocuğunun hızla gelen soruları gibi çalışıyor beynim; sizlere ne yazacağım…

image1 (1)Eminim ki her birimiz bir şeyler için çabalıyor ve bu yolda yürürken grupların, toplulukların bir parçası oluyoruz. Ben de öyle, ancak açıkça itiraf etmeliyim ki; henüz ilk satırlarında olduğum bu blog yazısı beni en çok heyecanlandıran oluşumlardan biri. Çünkü ilk kez birilerine anlaşmalarla, vaatlerle değil; en birincil dürtüyle kadın olmak, kız kardeş olmak ve destek olmak dürtüsüyle buradayım. Hissediyorum ki; bu oluşum birileri için Virginia Woolf’un kitaplarını yazdığı odası, İdil Biret’in piyanosu, Frida Kahlo’nun tuali kadar kıymetli.

FullSizeRender

Uzun yıllar, içim ısınarak baktığım yeni yıl manzaram.

Tüm bu güzel insanların hayatlarına o kadar hayranım ki; 2015’in tezkeresini beklediği şu günlerde, yeni bir 2016 inşa etmek için onlardan ilham almak istedim. Virginia Woolf, henüz 1900’lerin başında bir kadının bir erkek kadar etkin düşünemediğini söyleyenlere inat en harika bilinç akışlarını yazdı, kadın erkek eşitliğini önce kendi odasına sahip olarak kendisine, sonra da kitap almak için bile giremediği kütüphanelere, ‘kendine ait bir oda’ gibi harika eserleriyle adını raflara yazdırarak girdi. İdil Biret, kendinin ve yeteneklerinin farkında olmayan, farkında olup bir şeyler yapmaya cesaret edemeyen milyonlarca insan için bir ışık gibi harika çocuklar yasasının ta kendisi oldu. Frida Kahlo, hayatın kendine pek adil davrandığını düşünmüyorum, başına gelen onca şeye rağmen hayatın ona sunduklarını sürrealistlikten uzak bir ustalıkla tualine aktarmak ve hayatın oyunlarını bu şekilde alt etmek ancak ona has bir mükemmellikti. Kendini tanıyan, keşfeden ve bu yolda yürüyen herkesin gideceği yolun aydınlık olduğu konusunda hepimize cesaret veren bu harika kadınların hikâyeleriyle umarım yeni yılınıza yeni bir renk katarsınız. Bir psikoloji klişesi belki ama bence bu ışığı çocukluğunuzda aramalısınız. Çünkü her bir yeni yıl bana hep çocukluğumun hangisi olduğunu bile bilemediğim yılbaşlarını anımsatır; annemin tatlı bir telaşla her akşam iş çıkışı eli kolu dolu gelip günlerce hazırlanışı kalmış kalbimin bir köşesinde; çünkü o yılın son akşamı işten hep geç çıkılırdı bilirsiniz. Şimdi bende öğrendim, lakin o zaman çok kızardım anneme, aklım ermezdi yılın son günü annemi benden çalan sisteme; hele babamdan bahsetmiyorum bile. Babam bankacıydı yıl sonu hesapları bilmem ne derken yeni yıla bizle girerse ne mutlu. Yine de o son günü annemin herhalde beni oyalamak için olacak ki hiç itiraz etmeden aldığı süsleri sola dizerek geçirirdim. Öyle çok Avrupai bir aileyiz diyemem ama BİM’den alınmış bir çam ağacını süslemek benim için yılın son görevi olurdu. Her sene penceremizin önündeki her bir kar tanesi kadar çok umuda, hayale ve inanca sahiptim. Hem de  yalnızca bir gün sonrası için. Sanırım o tatlı telaştan her sene bir şeyler kaybettim büyüdükçe, maalesef pencerenin önündeki karlar eriyordu. Ben bu sene söz aynı çocuk hevesimle gireceğim yeni yıla ve umarım hayatımda göz kırptığım herkes için, dünyada iyilik için nefes alan herkes için öyle olur. Peki ya siz, 2016 için sandıklardan çocukluğunuzu çıkaracağınıza dair söz verebilir misiniz ?

Merve.

Yazar Hakkında

Dokuz Eylül Üniversitesi, Uluslararası İşletmecilik ve Ticaret Son Sınıf Öğrencisiyim. Fatsalı olduğumdan mütevellit tam bir Karadeniz Kadınıyım. Elimden geldiğince okur, izler, dinler ve sonra da bunları keyifle yazarım. Unutmadan bir de sürekli şarkı söylerim.

İlgili Yazılar

Yorum Yazın